ZUZU | pozitifpc editör blogu
pozitifpc editör blogu

Yazım Kuralları I: -de –da eklerinin yazılışı

zuzu bu yazıyı " 4 Ekim 2007, Perşembe" tarihinde yazmış. | Popülerlik: 15%

dogru_yazalim_.gifDaha önceki yazımda sizlere yazım kuralları ile ilgili yazılar yazacağımdan bahsetmiş; bu kurallara birçok yerde uyulmadığına dikkat çekmiştim. Bu ilk yazımda basit ve anlaşılır bir dil kullanarak –de, -da eki ile de, da bağlacı arasındaki farkı ve yazılışlarını anlatmaya çalışacağım.

En çok hataya düştüğümüz, yazarken ayrı yazıp yazamayacağımıza bir türlü karar veremediğimiz ek çeşididir. Ancak biraz dikkat edildiği takdirde hangi durumlarda ayrı yazılacağını kestirmek çok kolaydır. Türkçede bitişik yazılması gereken –de, -da eki aslında bir tanedir. Ayrı yazılan de, da ise bağlaçtır.

Öncelikle bitişik yazılan –de, -da ekinin ne olduğuna bir bakalım. İsmin hal eklerinden bulunma hal eki dediğimiz –de,-da eki, bir nesnenin nerede olduğunu belirtirken kullanılır. Örneğin, masanın üzerinde bir kitap varsa bunu hal eki olan –de, -da ile yaparız; “kitap masada” şeklinde. Bu eki cümleden çıkardığımız zaman, cümle anlamsız bir hale gelir; “kitap masa” cümlesi bir şey ifade etmemektedir. “Ahmet evde” dediğimiz zaman burada Ahmet’in evde bulunduğu anlamı vardır.

Ayrı yazılan de, da bağlacı ise genelde farklı bir vurguyla söylenir ve dahi anlamı katar cümleye. Ayrı yazılan de, da bağlacı cümleden çıkarıldığı zaman, cümlenin anlamı tam olarak bozulmaz. “Ahmet de gelecekmiş.” cümlesinden de bağlacını çıkardığımızda “Ahmet gelecekmiş.” cümlesi görüldüğü gibi anlamsız bir cümle değildir.

Ancak cümlelerimizi yazıya dökerken her seferinde karşımıza çıkan –de, -da ekleriyle de, da bağlaçlarını birbirinden ayırt etmek için yukarıdaki işlemi gerçekleştirmek güçtür. Daha basiti cümledeki vurguya bakılarak sağlanabilir. “Aslı da gelecekmiş” derken, da bağlacından önceki eki daha vurgulu yani daha baskın söyleriz; ancak kitap Aslı’da” dediğimizde vurgu görüldüğü gibi -da ekinin kendisindedir. Türkçede vurgu önemlidir. Söyleyeceklerimizi vurgulu bir anlatımla ifade ettiğimiz zaman ne demek istediğimiz daha kolay anlaşılır ve biz farkında olmadan sürekli olarak cümlelerimizde ve kelimelerimizde vurgudan yararlanırız.

Toparlayacak olursak, cümlelerimizde karşılaştığımız de ve da’ların ek mi yoksa bağlaç mı olduğunu anlamak için; önce cümleden çıkarıp anlamın bozulup bozulmadığına bakabiliriz. Eğer bozuluyorsa ektir ve birleşik yazılır; bozulmuyorsa bağlaçtır ve ayrı yazılır. Daha kolay bir yolla söyleyiş tarzı bizim için çıkış yoludur. En kolayı ayrı yazılan da ve de’leri telaffuz ederek nasıl bir vurgu yaptığımıza bakar ve bunu alışkanlık haline getirirsek her seferinde bir matematik probleminde formül çözer gibi uğraşmak zorunda kalmayız.

  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Technorati
  • Google
  • Live
  • TwitThis
  • del.icio.us
  • Yahoo! Buzz
  • Reddit
  • Digg
  • MySpace
  • BlinkList
  • Wists
  • StumbleUpon
  • Netvouz
  • Webnews.de
  • Print this article!
  • blinkbits
  • blogmarks
  • Fleck
  • Furl
  • Global Grind
  • Smarking
  • Sphinn
  • Xerpi
  • YahooMyWeb


Etiketler : , , , , ,
“Yazım Kuralları I: -de –da eklerinin yazılışı” yazısı için 7 yorum yapılmış.
Avatar
Vehbi Okur

Efendim,
Yazılarınız çok sade ve öğretici. Ellerinize sağlık.
Haddim olmayarak bir kaç konuyu
ifade etmek istiyorum: Yazılarınız-
da “örneğin”, “sorun” ve “yaşam”..
kelimelerini kullanıyorsunuz. Benim
bildiğim, “örneğin” kelimesi,
Ermenice. Agop Beyin hediyesi.
“Sorun” bir fiil. Mesela, “Sorun,
söyleyelim”, “Bir bilene sorun”,
“Sorun sorun,çekinmeyin” veya
“Bakkala sorun, taze ekmek
gelmiş mi?” şeklinde kullanıldığı zaman bir mesele
yok. Ama bir fiilin, “mesele”
yerine kullanılmasına hiç bir
mana veremiyorum. Affedersiniz,
“yaş ama” gelince.. “Hayat”ı
hiç bir şeyle değişmem.
Saygılarımı sunarım,efendim.
Tanrı Türk’ü ve Türkçemizi
Korusun.
E.TRT Yapımcısı
Ankara
Yorum yapılan bölüm çok
karanlık. Yazdıklarımı seçemediğim için devamlı
tuşlara baktım.Saygılar.


Avatar
buzcevheri

Çok güzel bir konuya değinmişsiniz.Tebrik ederim.

Sayın Vehbi Okur’un yorumuna ilişkin eleştirilerim olacak. İlk olarak “örneğin” edatı “söz gelişi” anlamında sık kullandığımız bir kelime. Bunu Agop Bey mi hediye etmiş bilemem. “Sorun” kelimesi için ise Vehbi Bey aynen şöyle bir yorum yapmış:

“Ama bir fiilin, “mesele”
yerine kullanılmasına hiç bir
mana veremiyorum.”

Türk Dil Kurumu sözlüğüne bakacak olursak;

sorun (isim)

1 . Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, MESELE, problem.
2 . mecaz Sıkıntı veren durum, dert.

Fiillerin isim halinin de olması normal. (Ya da tam tersi.)

Son olarak “yaşam” kelimesi üzerinde durmuşsunuz. “Yaşam” kelimesi Türkçe olmasına rağmen sizin tercih ettiğiniz “hayat” kelimesi arapçadan gelmektedir.

Not: Yorum yapılan bölümün yazı renk tonunu değiştirmenizi öneririm.


Avatar
Vehbi Okur

Efendim. Öncelikle, gönderdiğim yazıya yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. “Hayat” kelimesi Arapça demişsiniz. “Hayat”ı bize kimse zorla kabul ettirmedi. Biz severek, isteyerek almışız. Artık Türkçeleşmiş. Sevgilmize “hayatım” diyoruz. Eşimize “hayatımın kadını” diyoruz. Genelevde çalışan hanıma “hayat kadını” diyoruz. Bunu daha da uzatmak mümkün: İş hayatı, şehir hayatı, köy hayatı, hayat memat meselesi, hayatta olmaz, hayatım zehir oldu, hayat mı bu, hayatımın tadı tuzu kaçtı,.. bu misaller uzayıp gider. “Hayat”ın Araplığı maraplığı kalmamış. “hayat” tamamen Türkçe olmuş. Mesela, “minare” kelimesi de Arapça. Söyler misiniz Allah aşkına: Hangi Arap “minare” diyor? Onlar “manara” gibi bir şey söylüyorlar. Kaldı ki biz, “minare” kelimesini, tıpkı aslı gibi inceltip, uzatmışız. Kaldı ki, “örneğin” de Ermenice bir kelime. Eemeniler “örnegin” diyorlar. Biliyorsunuz,bir zamanlar Türk Dil Kurumu’muzun başına Ermeni bir vatandaşımız olan Agop Mortayan getirilmişti. Türkçe’deki tasfiyecilik O’nun zamanında çok hızlı idi; şimdi kısmen yavaşladı. Mesela o zaman “teklif” kelimesinin yerine “öneri” uyduruldu. Amma “tavsiye” kelimesinin yerine bir şey uydurulamadı. Şimdi, “teklif”in yerine de, “tavsiye”nin yerine de “öneri” kullanılıyor. Ne kadar yanlış. “Teklif” ayrı bir kelime, “tavsiye” daha ayrı bir kelime. Mesela, “Doktor ne önerdi?” deniliyor. Doktor, önermez ki, yani yaşayan Türkçesini söylersek, doktor teklif etmez ki, “tavsiye” veya “tavsiyeler”de bulunur, hasta da o tavsiyelere uymak mecburiyetindedir. Ama bir arkadaşınız sinemaya gitmeyi “teklif” eder, gidersiniz veya gitmezsiniz. Keyfinize kalmış… Efendim, en derin saygılarımı ve sonsuz iyi niyetli olduğumu arz ederim. Vehbi Okur.


Avatar
Güven Elmas

Dilde Türkçeleşmeyi bir zamanlar politik olarak tartışmak modaydı. Siz dönemden kalma bir söylemle konuya yaklaşıyorsunuz. Türkçe bir sözcük olan öneri önermek, kısmen teklif ve kısmen tavsiye sözcüklerinin anlamlarını kapsar. Geri kalan yerlerde örn. Ticaretteki teklif verme hala eski yerindedir. Ancak, dilde türkçeleşmeye politik engel geliştirenlerde şu temel yaklaşımları (saptırmaları) görüyorum, (bağışlamanız dileğiyle)
1. Sözcükle terimi aynı kefeye koyuyorsunuz.
2. türkçe sözcüğün birden fazla anlam barındırabileceği hakkını ve gerçeğini görmezden geliyorsunuz
3. deyimlerin söz ritmi içerdiğini ve zaten değiştikleri zaman etkilerinin azalacağı gerçeğini sanki dilbilimciler bilmez de siz keşfetmişsiniz gibi aktarıyorsunuz.

4. TDK sözcük uydurur gibi bir temel yanlışa sahipsiniz.
(Buradaki TDK Atatürk’ün kurduğu özerk olan, şimdiki değil. Şimdikinin adı ODK; Osmanlı Dil Kurumu)

Bir dönem nurullah ataç vardı TDK ‘da . Kürtler nefret ederdi kendisinden. Kürtlerin işine gelir arapça farsça kullanmak; güncel olarak kullandıkları dilin hemen hemen tamamı bu sözcüklerden oluşmakta. Onların dilini de arapça farsça gibi ayrık otları almış yürümüş. Bugün ulus olduklarını ispata bile zorlanıyorlar. Nurullah Ataç İnönü ile dilde türkçeleşmeyi asimilasyon için resmi bir politika haline getirmiş ve doğuda pazar yerlerinde bile kürtçe konuşulmasının yasaklamışlardır. Dilde türkçeleşme birçok açıodan politik bir baskı aracı gibi kullanılmıştır. Örn. Osmanlı mirasına karşı etkin bir silah haline bile gelmiştir. Osmanlı tebasını türklük adı altında asimile atme silahıdır dilde türkçeleştirme hareketi bir bakımdan. Kimse çıkıp osmanlıyız biz osmanlı kalalım (kürt, arap , şeriatçı vs..) diyemediği için sizin burada not ettiğiniz anlam kaydırmaları ile cahile bıçak olabilecek önermeler türetip ya da türetenlerin arkasında yer alıp saldırmaktadır TDK politikalarına.

Şimdi TDK sizin gibi düşünenlerin elinde. Bence yeni adı ODK, Osmanlı Dil Kurumu

İçiniz rahat olsun.

Ben askerdeyken bi kürt çobana sormuştum. “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” in kürtçesi nedir diye..

O da ” ew hayat ki hakika mürşit ilmin”

konu budur.

Osmanlı tebasıyla osmanlıca konuşmaya devam mı edeceğiz yoksa burası gerçekten bir türk kültürü zirvesi de burada yok olan türklüğümüzün mirasını torunlarımıza tozunu silip yıkayıp kurutup tekrar tertemiz mi devredeceğiz.

Nazlı ılıcak ‘ın tercümanda başını çektiği hareketin arkasına eklenebilirsiniz pek tabii ki. Hatta bunu millilik adına da yapabilirsiniz ancak su yoluna akar.

Politik olarak manzaranın byutları bu. Detaylarını anlatmaya gerek yok. Tarih yazacaktır.

politik debdebeyi geride bırakmak istiyorsak konu hakkında önce bilgimizin artması lazım.

Konuyu dilbilimcilere bırakırsak -ki Atatürk TDK yı kurmasının ve benim en önemli mirasımdır demesinin nedeni budur, eski TDK nasıl çalışırdı bilmek sizin düşüncelerinizi değiştirir kanısındayım.

TDK 3 tip sözlük kullanır

1. Derleme Sözlüğü
2. Tarama Sözlüğü
3. Türkçe Sözlük

Derleme sözlüğü en geniş sözlüktür. Her türlü sözcük bu sözlükte toplanır. İlk büyük derlemeler Atatürk zamanında ilkokul öğretmenleri vasıtasıyla yapılmıştır. Şu anda hala yapılmaktadır. Burada dilbilimciler yazılı sözlü basından edebiyata yazışmalardan çeviri şirket metinlerine sokaktan dağdaki çobana kadar sürekli sözcük toparlarlar. buna argo da dahildir. derleme sözlüğü yaşayan bir tanık bir günce gibidir. derlenen sözcükleri derleme sözlüğüne aktaranlar ise dönüşümlü ve gönüllü olarak görev yapan dilbilimci eğitimci etimolog
vs uzmanlardır.

tarama sözlüğü ise derleme sözlüğündeki sözcüklerin kökeni kullanım yerleri ve anlamlarını saptandıktan sonra elenip geride kalanlarla oluşturulan bir sözlüktür. Bu işi yapanlar dilbilimcilerdir ve gerektiğinde konusunda uzman sosyolog psikolog mühendis vs danışma kurullarıyla çalışırlar.Vehbi Bey,

Dilde Türkçeleşmeyi bir zamanlar politik olarak tartışmak modaydı. Siz o moda zamanından kalma bir söylemle konuya yaklaşıyorsunuz. Türkçe bir sözcük olan öneri önermek, kısmen teklif ve kısmen tavsiye sözcüklerinin anlamlarını kapsar. Geri kalan yerlerde örn. Ticaretteki teklif verme hala eski yerindedir. Ancak, ben dilde türkçeleşmeye politik engel geliştirenlerde şu eksikleri görüyorum, (bağışlamanız dileğiyle)
1. Sözcükle terimi aynı kefeye koyuyorsunuz.
2. türkçe sözcüğün birden fazla anlam barındırabileceği hakkını ve gerçeğini görmezden geliyorsunuz
3. deyimlerin söz ritmi içerdiğini ve zaten değiştikleri zaman etkilerinin azalacağı gerçeğini sanki dilbilimciler bilmez de siz keşfetmişsiniz gibi aktarıyorsunuz.
4. Türk dil kurumunda dilbilimciler görev alırlar ve özerk bir kuruluştu sizin sözünü ettiğiniz kişi kurumda çalışıyorken. Bir dönem de nurullah ataç vardı. Kürtler nefret ederdi kendisinden. Kürtlerin işine gelir arapça farsça kullanmak; dillerinin hemen hemen tamamı bu sözcüklerden oluşmakta zaten. Nurullah Ataç İnönü ile dilde türkçeleşmeyi resmi politika haline getirmiş ve doğuda pazar yerlerinde bile kürtçe konuşulmasının yasaklanmasında öncülük etmiştir. Bugün nurullah ataç için de sabetay vs deniyor. Dilde türkçeleşme birçok açıodan politik bir baskı aracı gibi kullanılmıştır. Osmanlı mirasına karşı en etkin silah haline gelmiştir. Osmanlı tebasını türklük adı altında asimile atme silahıdır dilde türkçeleştirme hareketi. Bu bakımdan, kimse çıkıp türkçeleşmeyelim osmanlıyız biz osmanlı kalalım (kürt, arap , şeriatçı vs..) diyemediği için sizin burada not ettiğiniz anlam kaydırmaları ile cahile bıçak olabilecek önermelerle saldırıya geçiliyor.

Şimdi TDK sizin gibi düşünenlerin elinde.

İçiniz rahat olsun.

Ben askerdeyken bi kürt çobana sormuştum. “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” in kürtçesi nedir diye..

O da ” ew hayat ki hakika mürşit ilmin”

konu budur.

Osmanlı tebasıyla osmanlıca konuşmaya devam mı edeceğiz yoksa burası gerçekten bir türk kültürü zirvesi de burada yok olan türklüğümüzün mirasını torunlarımıza tozunu silip yıkayıp kurutup tekrar tertemiz mi devredeceğiz.

Nazlı ılıcak ‘ın tercümanda başını çektiği hareketin arkasına eklenebilirsiniz. hatta bunu millilik adına yapabilir siniz ancak su yoluna akar.

buraya kadar olan kısmı bir politik hikaye

konuyu dilbilimcilere bırakırsak -ki Atatürk TDK yı kurmasının ve benim en önemli mirasımdır demesinin nedeni budur, eski TDK nasıl çalışırdı bilmek sizin düşüncelerinizi değiştirir düşüncesindeyim.

TDK 3 tip sözlük kullanır

1. Derleme Sözlüğü
2. Tarama Sözlüğü
3. Türkçe Sözlük

Derleme sözlüğü en geniş sözlüktür. Her türlü sözcük bu sözlükte toplanır. İlk büyük derlemeler Atatürk zamanında ilkokul öğretmenleri vasıtasıyla yapılmıştır. Şu anda hala yapılmaktadır. Burada dilbilimciler yazılı sözlü basından edebiyata yazışmalardan çeviri şirket metinlerine sokaktan dağdaki çobana kadar sürekli sözcük toparlarlar. buna argo da dahildir. derleme sözlüğü yaşayan bir tanık bir günce gibidir. derlenen sözcükleri derleme sözlüğüne aktaran bağımsız ve dönüşümlü ve gönüllü olarak görev yapan dilbilimci eğitimci etimolog
vs uzmanlardır.

tarama sözlüğü ise derleme sözlüğündeki sözcüklerin etimolojisi kullanım yerleri ve anlamları saptandıktan sonra oluşturulan bir sözlüktür. Buradaki dilbilimciler konusunda uzman kurullarda çalışırlar sosyolog psikolog mühendis vs danışma kurulları bu ana kurula danışmanlşık eder. bazen bir sözcük için bile danışma kurulu oluşturulduğu olmuştur geçmişte.

bu kurullar sözcük ve terimlerin anlam ve kavram içeriklerini ayıklar kökenlerini tesbit eder bu bilgileri rapor halinde sunar.

derleme sözlüğünde tarama sözlüğüne giremeyenler dil kurallarına uymayan ya da yaygın olarak kullanıma girmeyen sözcüklerdir. Burada türkçe sözcüklere bir torpil yapılmaktadır. Yaygın olmasa da dil kurallarına uygunsa tarama sözlüğüne girebilmektedir. Olsun o kadar değil mi? Burası Türkiye, arabistan ya da yunanistan değil.

Örn. ben annemden duyduğum
alnaçlamak (alın alına getirmek çağrışımından karşılaştırmak anlamını kazanmış sözcük)sözcüğünü derleme sözlüğünde gördüm 1935 tarihli derlemede 1965 yılında tarama sözlüğüne girmiş. Benzer bir şekilde bizim yörede domatese gavete derler. Derleme sözlüğüne girmiş, tarama sözlüğüne girememiş, gerekçesi fransızca kökenli ve yöresel olarak kullanıldığı için. Domates de yabancı kökenli ancak yaygın kullanımından dolayı tarama sözlüğünde yer almakta.

Tarama sözlüğü de yaşayan bir sözlük. Derleme sözlüğünde hiçbir değişiklik olmasa bile buradaki sözcüklerin ve terimlerin anlam ve kavram bileşenlerinin değişip değişmediği yönünde sürekli bir çalışma yapılmaktadır.

Gelelim işin sonuna…

Yani elimizdeki türkçe sözlük nasıl oluşuyor?

Tarama sözlüğüne girmiş her yeni sözcük, sözlük kurulları tarafından izleme altındadır. Sözlük durulu diğer derleme ve tarama kurullarından farklı bir kuruldur. Burada konusunda tartışmasız duayen olanlar, danışma kurulları tarafından bağımsız olarak seçilirler. Örneğin, fizikl konusunda Erdal inönü tarih konusunda ilber ortaylı nasıl iyidir diye bilinirse dilbilimi konusunda da kürsü sahibi olanlar bu kuruldadır. Bu kurul sadece onaylar. Aslı iş alt kurullar ve uzman dilbilimcilerle yürütülür. Burada uygulanan seçme yöntemleri dilbilimcilerin kabul ettiği bilimsel esaslara dayanır.

Örneğin Bilgisayar sözcüğü 1960 ta İTÜ elektrik bölümündeki bir profösörün çevirisinde ilk defa kullanılmış ve aynı yıl derlenmiş (ortada bizim bildiğimiz anlamda bilgisayar yokken). Tarama sözlüğüne 1966’da girmiş. Türkçe sözlüğe giriş yılı 1982.

Gelelim TDK başkanı ve yönetimine.

Dil bilim genel kuruluna daimi ve geçici, üye listesi gönderen kurum ve kuruluşlar bellidir. Bu özerk TDK nın kuruluş tüzüğünde yazılıdır ve anayasa ile güvence altındadır. Danıştay denetimindedir. Bu kurullar seçimle oluşturulur, cumhurbaşkanı onayıyla göreve başlarlar. Anayasa mahkemesi başkanı bile politik atamaya tabidir dersek bir nebze yanlış olmaz ancak bu kurumun başkanı için bağımsızdır diyebiliriz. Diyelim ki bağımsız olmadı. TDK başkanı, bilimsel etkinliklerle örülü karar verme sürecinde tümüyle etkisizleştirilmiştir. Buraya kadar anlattıklarım Atatürk’ün TDK sı idi. Özal dan sonraki TDK ile ben de ilgilenmiyorum. Onu siz anlatırsınız.

Atatürkün TDK sının çalışmasını balık avcılığına benzetebiliriz. Onlar sürekli yaşayan türkiyedeki oluşan türleri tesbit ederler. Balık olup olmadığına karar verirler. Yaygınlık vs bilimsel ölçütlere göre de sözlüğe alırlar.

TDK tarafından uydurulmuş bir tane sözcük yoktur.

TDK da görev yapanlar hak verirsiniz ki dilbilimcilerdir. Tabii ki onlar da türkçe sözcük türettiler ancak , yazım yoluyla kendi etkinliklerinde yayınlamamışlarsa derlenemez, dolayısıyla yok olur gider. Derleyici kaynağın niteliğini şu şekilde belirtemez: “ danışma kurulundan osman bey asansörde bu sözcüğü bana söyledi, yakınimdir dedi”

Örneğin Nurullah ataç Durum kelimesini uydurup gazetedeki makalesinde kulandığında makaleyi okuyan kurul arkadaşları dalga geçmişler. Nurullah ataçın durum sözcüğünü kullanmasından sözlüğe girinceye kadar geçen süre tam 35 yıldır. Nurullah ataç ın sözcüğün derlendiğinden bile haberi yıllar sonra olmuştur.

İyi ki kazanmışız. hal vaziyet pozisyon sözcükleri de tabii ki, kullanımdadır ve devşirme sözcüklerdir ancak türkçe kökten türemiş türkçe sözcük o kadar güçlüdür ki değil hal vaziyet pozisyon sözcüklerinin diğer anlamlarını kapsayan konum vb türkçe sözcüklerle birleştiklerinde zamanla devşirme sözcüklerin etkinliği azalacaktır.

Gelelim neden Türkçe kökenli sözcük

1. Türküz. Kürtleri bile aşağılarken onların dilleri yok arapça farsça diyoruz, kendimize gelince arapça farsça ingilizce Allah ne verdiyse kullanıyoruz.
2. Dil bir ulusun en temel harcıdır. Haklısın herşeyi türkçe yapınca arap ermeni laz gürcü çerkez kürt ingiliz fransız zarar görür ama yapacak bi şey yok. Onların dilleri kendi ülkelerinde gelişirken benim kendi dilimin eriyip gitmesine ahmakça seyirci kalmamı kimse beklemesin.
3. türkçe sözcük tük sözcük aşuresine (dağarcığına) yeni bir tahıl eklemek gibidir. Hemen erir yeni bir tat verir, farklılaşır kaynaşır niteliğini artırır. Ancak yabancı kökenli sözcük hububatın çakılı gibidir. Tümüyle ayıklanamaz ancak eriyip tadına da karışmaz. Bu konuda şöyle bir örnek vermek isterim: Biz koca bir toplum içinde bulunduğumuz koşulların sonucu olarak yaptıklarımızı şöyle anlatırdık: Örn. Gitmek zorundayım, yapmak zorundayım diye .. Ama gitmek durumundayım ancak 1990’da Rahmetli erdal inönü ile kullanılmaya başlandı. Gitmek durumunda olmak “must” zorunda olmak “should” ın karşılığı. Ben ingilizce ders de veriyorum durumunda olmak ile 95-95 yıllarında tanıştım. Daha önce koca bir ulusun evlatlarına should ve must arasındaki farkı anlatırken tüy biterdi dilimde şimdi çok kolay. Durum yokken vaziyet odur ki gitmek vaktidir vs gibi şairane takılan bir ulus, çareyi türkçe sözcükle halletti. Neden hal vaziyet pozisyon bu işi görmedi. Çünkü ekildikleri gibi kaldılar değişemediler. Çünkü o sözcükleri ağzına alan bir koca anadolu ve türk kültürü var. Gevemez yabancı kelimeyi, gevse sindiremez, çıkarır o dakka. Durum sözcüğünün bu durumunda olmaktaki anlamına neden çok gereksinim duyduk son yılarda neden önce duymadık. Önceleri de duyduk ama bu kadar değil. Bireyselleşm artınca bizim dışımızdaki koşulların tanımlanması da önemli hale geldi. “Halbuki” ile bir ihtiyaç giderme yapılmış ama sözcük yerinde duramamış ve sadece bir bağlaç olarak dil aşuresi içinde büzüşüp kalmıştır. Türkçe kökten türemiş bir sözcük olsaydı serpilip gelişecekti…


Avatar
Güven Elmas

Dilde Türkçeleşmeyi bir zamanlar politik olarak tartışmak modaydı. Siz dönemden kalma bir söylemle konuya yaklaşıyorsunuz. Türkçe bir sözcük olan öneri önermek, kısmen teklif ve kısmen tavsiye sözcüklerinin anlamlarını kapsar. Geri kalan yerlerde örn. Ticaretteki teklif verme hala eski yerindedir. Ancak, dilde türkçeleşmeye politik engel geliştirenlerde şu temel yaklaşımları (saptırmaları) görüyorum, (bağışlamanız dileğiyle)
1. Sözcükle terimi aynı kefeye koyuyorsunuz.
2. türkçe sözcüğün birden fazla anlam barındırabileceği hakkını ve gerçeğini görmezden geliyorsunuz
3. deyimlerin söz ritmi içerdiğini ve zaten değiştikleri zaman etkilerinin azalacağı gerçeğini sanki dilbilimciler bilmez de siz keşfetmişsiniz gibi aktarıyorsunuz.

4. TDK sözcük uydurur gibi bir temel yanlışa sahipsiniz.
(Buradaki TDK Atatürk’ün kurduğu özerk olan, şimdiki değil. Şimdikinin adı ODK; Osmanlı Dil Kurumu)

Bir dönem nurullah ataç vardı TDK ‘da . Kürtler nefret ederdi kendisinden. Kürtlerin işine gelir arapça farsça kullanmak; güncel olarak kullandıkları dilin hemen hemen tamamı bu sözcüklerden oluşmakta. Onların dilini de arapça farsça gibi ayrık otları almış yürümüş. Bugün ulus olduklarını ispata bile zorlanıyorlar. Nurullah Ataç İnönü ile dilde türkçeleşmeyi asimilasyon için resmi bir politika haline getirmiş ve doğuda pazar yerlerinde bile kürtçe konuşulmasının yasaklamışlardır. Dilde türkçeleşme birçok açıodan politik bir baskı aracı gibi kullanılmıştır. Örn. Osmanlı mirasına karşı etkin bir silah haline bile gelmiştir. Osmanlı tebasını türklük adı altında asimile atme silahıdır dilde türkçeleştirme hareketi bir bakımdan. Kimse çıkıp osmanlıyız biz osmanlı kalalım (kürt, arap , şeriatçı vs..) diyemediği için sizin burada not ettiğiniz anlam kaydırmaları ile cahile bıçak olabilecek önermeler türetip ya da türetenlerin arkasında yer alıp saldırmaktadır TDK politikalarına.

Şimdi TDK sizin gibi düşünenlerin elinde. Bence yeni adı ODK, Osmanlı Dil Kurumu

İçiniz rahat olsun.

Ben askerdeyken bi kürt çobana sormuştum. “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” in kürtçesi nedir diye..

O da ” ew hayat ki hakika mürşit ilmin”

konu budur.

Osmanlı tebasıyla osmanlıca konuşmaya devam mı edeceğiz yoksa burası gerçekten bir türk kültürü zirvesi de burada yok olan türklüğümüzün mirasını torunlarımıza tozunu silip yıkayıp kurutup tekrar tertemiz mi devredeceğiz.

Nazlı ılıcak ‘ın tercümanda başını çektiği hareketin arkasına eklenebilirsiniz pek tabii ki. Hatta bunu millilik adına da yapabilirsiniz ancak su yoluna akar.

Politik olarak manzaranın byutları bu. Detaylarını anlatmaya gerek yok. Tarih yazacaktır.

politik debdebeyi geride bırakmak istiyorsak konu hakkında önce bilgimizin artması lazım.

Konuyu dilbilimcilere bırakırsak -ki Atatürk TDK yı kurmasının ve benim en önemli mirasımdır demesinin nedeni budur, eski TDK nasıl çalışırdı bilmek sizin düşüncelerinizi değiştirir kanısındayım.

TDK 3 tip sözlük kullanır

1. Derleme Sözlüğü
2. Tarama Sözlüğü
3. Türkçe Sözlük

Derleme sözlüğü en geniş sözlüktür. Her türlü sözcük bu sözlükte toplanır. İlk büyük derlemeler Atatürk zamanında ilkokul öğretmenleri vasıtasıyla yapılmıştır. Şu anda hala yapılmaktadır. Burada dilbilimciler yazılı sözlü basından edebiyata yazışmalardan çeviri şirket metinlerine sokaktan dağdaki çobana kadar sürekli sözcük toparlarlar. buna argo da dahildir. derleme sözlüğü yaşayan bir tanık bir günce gibidir. derlenen sözcükleri derleme sözlüğüne aktaranlar ise dönüşümlü ve gönüllü olarak görev yapan dilbilimci eğitimci etimolog
vs uzmanlardır.

tarama sözlüğü ise derleme sözlüğündeki sözcüklerin kökeni kullanım yerleri ve anlamlarını saptandıktan sonra elenip geride kalanlarla oluşturulan bir sözlüktür. Bu işi yapanlar dilbilimcilerdir ve gerektiğinde konusunda uzman sosyolog psikolog mühendis vs danışma kurullarıyla çalışırlar.Vehbi Bey,

Dilde Türkçeleşmeyi bir zamanlar politik olarak tartışmak modaydı. Siz o moda zamanından kalma bir söylemle konuya yaklaşıyorsunuz. Türkçe bir sözcük olan öneri önermek, kısmen teklif ve kısmen tavsiye sözcüklerinin anlamlarını kapsar. Geri kalan yerlerde örn. Ticaretteki teklif verme hala eski yerindedir. Ancak, ben dilde türkçeleşmeye politik engel geliştirenlerde şu eksikleri görüyorum, (bağışlamanız dileğiyle)
1. Sözcükle terimi aynı kefeye koyuyorsunuz.
2. türkçe sözcüğün birden fazla anlam barındırabileceği hakkını ve gerçeğini görmezden geliyorsunuz
3. deyimlerin söz ritmi içerdiğini ve zaten değiştikleri zaman etkilerinin azalacağı gerçeğini sanki dilbilimciler bilmez de siz keşfetmişsiniz gibi aktarıyorsunuz.
4. Türk dil kurumunda dilbilimciler görev alırlar ve özerk bir kuruluştu sizin sözünü ettiğiniz kişi kurumda çalışıyorken. Bir dönem de nurullah ataç vardı. Kürtler nefret ederdi kendisinden. Kürtlerin işine gelir arapça farsça kullanmak; dillerinin hemen hemen tamamı bu sözcüklerden oluşmakta zaten. Nurullah Ataç İnönü ile dilde türkçeleşmeyi resmi politika haline getirmiş ve doğuda pazar yerlerinde bile kürtçe konuşulmasının yasaklanmasında öncülük etmiştir. Bugün nurullah ataç için de sabetay vs deniyor. Dilde türkçeleşme birçok açıodan politik bir baskı aracı gibi kullanılmıştır. Osmanlı mirasına karşı en etkin silah haline gelmiştir. Osmanlı tebasını türklük adı altında asimile atme silahıdır dilde türkçeleştirme hareketi. Bu bakımdan, kimse çıkıp türkçeleşmeyelim osmanlıyız biz osmanlı kalalım (kürt, arap , şeriatçı vs..) diyemediği için sizin burada not ettiğiniz anlam kaydırmaları ile cahile bıçak olabilecek önermelerle saldırıya geçiliyor.

Şimdi TDK sizin gibi düşünenlerin elinde.

İçiniz rahat olsun.

Ben askerdeyken bi kürt çobana sormuştum. “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” in kürtçesi nedir diye..

O da ” ew hayat ki hakika mürşit ilmin”

konu budur.

Osmanlı tebasıyla osmanlıca konuşmaya devam mı edeceğiz yoksa burası gerçekten bir türk kültürü zirvesi de burada yok olan türklüğümüzün mirasını torunlarımıza tozunu silip yıkayıp kurutup tekrar tertemiz mi devredeceğiz.

Nazlı ılıcak ‘ın tercümanda başını çektiği hareketin arkasına eklenebilirsiniz. hatta bunu millilik adına yapabilir siniz ancak su yoluna akar.

buraya kadar olan kısmı bir politik hikaye

konuyu dilbilimcilere bırakırsak -ki Atatürk TDK yı kurmasının ve benim en önemli mirasımdır demesinin nedeni budur, eski TDK nasıl çalışırdı bilmek sizin düşüncelerinizi değiştirir düşüncesindeyim.

TDK 3 tip sözlük kullanır

1. Derleme Sözlüğü
2. Tarama Sözlüğü
3. Türkçe Sözlük

Derleme sözlüğü en geniş sözlüktür. Her türlü sözcük bu sözlükte toplanır. İlk büyük derlemeler Atatürk zamanında ilkokul öğretmenleri vasıtasıyla yapılmıştır. Şu anda hala yapılmaktadır. Burada dilbilimciler yazılı sözlü basından edebiyata yazışmalardan çeviri şirket metinlerine sokaktan dağdaki çobana kadar sürekli sözcük toparlarlar. buna argo da dahildir. derleme sözlüğü yaşayan bir tanık bir günce gibidir. derlenen sözcükleri derleme sözlüğüne aktaran bağımsız ve dönüşümlü ve gönüllü olarak görev yapan dilbilimci eğitimci etimolog
vs uzmanlardır.

tarama sözlüğü ise derleme sözlüğündeki sözcüklerin etimolojisi kullanım yerleri ve anlamları saptandıktan sonra oluşturulan bir sözlüktür. Buradaki dilbilimciler konusunda uzman kurullarda çalışırlar sosyolog psikolog mühendis vs danışma kurulları bu ana kurula danışmanlşık eder. bazen bir sözcük için bile danışma kurulu oluşturulduğu olmuştur geçmişte.

bu kurullar sözcük ve terimlerin anlam ve kavram içeriklerini ayıklar kökenlerini tesbit eder bu bilgileri rapor halinde sunar.

derleme sözlüğünde tarama sözlüğüne giremeyenler dil kurallarına uymayan ya da yaygın olarak kullanıma girmeyen sözcüklerdir. Burada türkçe sözcüklere bir torpil yapılmaktadır. Yaygın olmasa da dil kurallarına uygunsa tarama sözlüğüne girebilmektedir. Olsun o kadar değil mi? Burası Türkiye, arabistan ya da yunanistan değil.

Örn. ben annemden duyduğum
alnaçlamak (alın alına getirmek çağrışımından karşılaştırmak anlamını kazanmış sözcük)sözcüğünü derleme sözlüğünde gördüm 1935 tarihli derlemede 1965 yılında tarama sözlüğüne girmiş. Benzer bir şekilde bizim yörede domatese gavete derler. Derleme sözlüğüne girmiş, tarama sözlüğüne girememiş, gerekçesi fransızca kökenli ve yöresel olarak kullanıldığı için. Domates de yabancı kökenli ancak yaygın kullanımından dolayı tarama sözlüğünde yer almakta.

Tarama sözlüğü de yaşayan bir sözlük. Derleme sözlüğünde hiçbir değişiklik olmasa bile buradaki sözcüklerin ve terimlerin anlam ve kavram bileşenlerinin değişip değişmediği yönünde sürekli bir çalışma yapılmaktadır.

Gelelim işin sonuna…

Yani elimizdeki türkçe sözlük nasıl oluşuyor?

Tarama sözlüğüne girmiş her yeni sözcük, sözlük kurulları tarafından izleme altındadır. Sözlük durulu diğer derleme ve tarama kurullarından farklı bir kuruldur. Burada konusunda tartışmasız duayen olanlar, danışma kurulları tarafından bağımsız olarak seçilirler. Örneğin, fizikl konusunda Erdal inönü tarih konusunda ilber ortaylı nasıl iyidir diye bilinirse dilbilimi konusunda da kürsü sahibi olanlar bu kuruldadır. Bu kurul sadece onaylar. Aslı iş alt kurullar ve uzman dilbilimcilerle yürütülür. Burada uygulanan seçme yöntemleri dilbilimcilerin kabul ettiği bilimsel esaslara dayanır.

Örneğin Bilgisayar sözcüğü 1960 ta İTÜ elektrik bölümündeki bir profösörün çevirisinde ilk defa kullanılmış ve aynı yıl derlenmiş (ortada bizim bildiğimiz anlamda bilgisayar yokken). Tarama sözlüğüne 1966’da girmiş. Türkçe sözlüğe giriş yılı 1982.

Gelelim TDK başkanı ve yönetimine.

Dil bilim genel kuruluna daimi ve geçici, üye listesi gönderen kurum ve kuruluşlar bellidir. Bu özerk TDK nın kuruluş tüzüğünde yazılıdır ve anayasa ile güvence altındadır. Danıştay denetimindedir. Bu kurullar seçimle oluşturulur, cumhurbaşkanı onayıyla göreve başlarlar. Anayasa mahkemesi başkanı bile politik atamaya tabidir dersek bir nebze yanlış olmaz ancak bu kurumun başkanı için bağımsızdır diyebiliriz. Diyelim ki bağımsız olmadı. TDK başkanı, bilimsel etkinliklerle örülü karar verme sürecinde tümüyle etkisizleştirilmiştir. Buraya kadar anlattıklarım Atatürk’ün TDK sı idi. Özal dan sonraki TDK ile ben de ilgilenmiyorum. Onu siz anlatırsınız.

Atatürkün TDK sının çalışmasını balık avcılığına benzetebiliriz. Onlar sürekli yaşayan türkiyedeki oluşan türleri tesbit ederler. Balık olup olmadığına karar verirler. Yaygınlık vs bilimsel ölçütlere göre de sözlüğe alırlar.

TDK tarafından uydurulmuş bir tane sözcük yoktur.

TDK da görev yapanlar hak verirsiniz ki dilbilimcilerdir. Tabii ki onlar da türkçe sözcük türettiler ancak , yazım yoluyla kendi etkinliklerinde yayınlamamışlarsa derlenemez, dolayısıyla yok olur gider. Derleyici kaynağın niteliğini şu şekilde belirtemez: “ danışma kurulundan osman bey asansörde bu sözcüğü bana söyledi, yakınimdir dedi”

Örneğin Nurullah ataç Durum kelimesini uydurup gazetedeki makalesinde kulandığında makaleyi okuyan kurul arkadaşları dalga geçmişler. Nurullah ataçın durum sözcüğünü kullanmasından sözlüğe girinceye kadar geçen süre tam 35 yıldır. Nurullah ataç ın sözcüğün derlendiğinden bile haberi yıllar sonra olmuştur.

İyi ki kazanmışız. hal vaziyet pozisyon sözcükleri de tabii ki, kullanımdadır ve devşirme sözcüklerdir ancak türkçe kökten türemiş türkçe sözcük o kadar güçlüdür ki değil hal vaziyet pozisyon sözcüklerinin diğer anlamlarını kapsayan konum vb türkçe sözcüklerle birleştiklerinde zamanla devşirme sözcüklerin etkinliği azalacaktır.

Gelelim neden Türkçe kökenli sözcük

1. Türküz. Kürtleri bile aşağılarken onların dilleri yok arapça farsça diyoruz, kendimize gelince arapça farsça ingilizce Allah ne verdiyse kullanıyoruz.
2. Dil bir ulusun en temel harcıdır. Haklısın herşeyi türkçe yapınca arap ermeni laz gürcü çerkez kürt ingiliz fransız zarar görür ama yapacak bi şey yok. Onların dilleri kendi ülkelerinde gelişirken benim kendi dilimin eriyip gitmesine ahmakça seyirci kalmamı kimse beklemesin.
3. türkçe sözcük tük sözcük aşuresine (dağarcığına) yeni bir tahıl eklemek gibidir. Hemen erir yeni bir tat verir, farklılaşır kaynaşır niteliğini artırır. Ancak yabancı kökenli sözcük hububatın çakılı gibidir. Tümüyle ayıklanamaz ancak eriyip tadına da karışmaz. Bu konuda şöyle bir örnek vermek isterim: Biz koca bir toplum içinde bulunduğumuz koşulların sonucu olarak yaptıklarımızı şöyle anlatırdık: Örn. Gitmek zorundayım, yapmak zorundayım diye .. Ama gitmek durumundayım ancak 1990’da Rahmetli erdal inönü ile kullanılmaya başlandı. Gitmek durumunda olmak “must” zorunda olmak “should” ın karşılığı. Ben ingilizce ders de veriyorum durumunda olmak ile 95-95 yıllarında tanıştım. Daha önce koca bir ulusun evlatlarına should ve must arasındaki farkı anlatırken tüy biterdi dilimde şimdi çok kolay. Durum yokken vaziyet odur ki gitmek vaktidir vs gibi şairane takılan bir ulus, çareyi türkçe sözcükle halletti. Neden hal vaziyet pozisyon bu işi görmedi. Çünkü ekildikleri gibi kaldılar değişemediler. Çünkü o sözcükleri ağzına alan bir koca anadolu ve türk kültürü var. Gevemez yabancı kelimeyi, gevse sindiremez, çıkarır o dakka. Durum sözcüğünün bu durumunda olmaktaki anlamına neden çok gereksinim duyduk son yılarda neden önce duymadık. Önceleri de duyduk ama bu kadar değil. Bireyselleşm artınca bizim dışımızdaki koşulların tanımlanması da önemli hale geldi. “Halbuki” ile bir ihtiyaç giderme yapılmış ama sözcük yerinde duramamış ve sadece bir bağlaç olarak dil aşuresi içinde büzüşüp kalmıştır. Türkçe kökten türemiş bir sözcük olsaydı serpilip gelişecekti…
… devam edecek…


Avatar
98

:roll: :cry: :cry: :o




zorunlu



zorunlu - asla yayımlanmaz


Mesajınız :

Canlı İmla Kılavuzu: Hüseyin Movit!

Birçoğumuz okul zamanında öğrendiğimiz imla kurallarını unutup, Türkçeyi kendi kafamıza göre kullanır olduk. Türkçenin doğru yazımına en çok dikkat edecek kurumlar -ki özellikle televizyon kanalları- bile bir sürü yazım hatasıyla insanların karşısına çıkıyorlar.
Geliri tahminlerin bile çok çok üzerinde olan bir televizyon kanalında acaba kaç tane dilci çalıştırılıyor dersiniz. Sayısını bilemem tabii ki; ancak yapılan imla [...]

  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Technorati
  • Google
  • Live
  • TwitThis
  • del.icio.us
  • Yahoo! Buzz
  • Reddit
  • Digg
  • MySpace
  • BlinkList
  • Wists
  • StumbleUpon
  • Netvouz
  • Webnews.de
  • Print this article!
  • blinkbits
  • blogmarks
  • Fleck
  • Furl
  • Global Grind
  • Smarking
  • Sphinn
  • Xerpi
  • YahooMyWeb

Canlı İmla Kılavuzu: Hüseyin Movit!Önceki yazı

İstanbul’u Kim Kurtarmıştı???

6 EKİM 1923, İngiliz askerleri işgal ettikleri İstanbul’dan çekildiler. Savaşmadan, kan dökülmeden düşmanlardan temizlenen tek yurt toprağı olarak Kurtuluş Savaşı tarihine geçti bugün. Üstelik askerler İstanbul’dan ayrılırken Türk bayrağını selamlamayı da ihmal etmediler. Gazi Mustafa Kemal, “Geldikleri gibi giderler!” demişti, aynen de öyle oldu.

Bu yıl, İstanbul’un kurtuluşunun 84. yıldönümü kutlandı. Hafta sonuna geldiği için pek [...]

  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Technorati
  • Google
  • Live
  • TwitThis
  • del.icio.us
  • Yahoo! Buzz
  • Reddit
  • Digg
  • MySpace
  • BlinkList
  • Wists
  • StumbleUpon
  • Netvouz
  • Webnews.de
  • Print this article!
  • blinkbits
  • blogmarks
  • Fleck
  • Furl
  • Global Grind
  • Smarking
  • Sphinn
  • Xerpi
  • YahooMyWeb

İstanbul’u Kim Kurtarmıştı???Sonraki yazı

Tavsiye Siteler