Yalancı Tanıklar Kahvesi

Geleceğin bilinmezliğinde hayatımızı sürdürürken bir kitap geçmişe götürür, düşündürür; bazen isyana, bazen de içinizde küçük kıpırdanmalara sebep olur.
Yalancı Tanıklar Kahvesi, Vedat Türkali’nin son kitabı… Bir Gün Tek Başına, Güven, Mavi Karanlık, Tek Kişilik Ölüm, Kayıp Romanlar derken yine içime bazen hafif esintiler, bazen de kara kara bulutlar dolmasına neden olan bir kitap…
Kitabın çıktığını öğrendiğim andan itibaren içimde bir kıpırdanma oldu, hemen alıp elimdeki kitabı da hiç düşünmeden bir kenara fırlatıp başladım okumaya (kenara attığım kitaba haksızlık ettiğimi düşünenler olabilir, vakit geçirmek ve boş kalmamak adına okuduğum, Amerikan filmi tadında bir kitaptı. Elbette onu da yarım bırakmayacağım). İsmine aldanıp da geçmişe dair yalancı tanık gibi görmeyin kitabı. Dönemin olaylarını birebir yansıtması, tekrar o günlere dair düşünmemize neden olan, adeta gerçek bir tanık.
Bittiğine üzüldüğüm, hatta ikinci kez okumak istediğim nadir kitaplardan biri “Yalancı Tanıklar Kahvesi”. Geceleri beni uykusuz bırakan, ancak son 50 sayfayı okurken ağırdan alıp bitmemesi için oyalandığım bu roman için ne yazsam boş ve yavan olacak. Basma kalıp sözlerle, “çok güzel bir roman, alın okuyun diyerek” anlatmaya çalışırsam belki Vedat Türkali’ye haksızlık etmiş olacağım.
Amacım bir eleştirmen edasıyla roman hakkında ciddi bir makale yazmak değil. Yakın geçmişimize ilgi duyanların alıp bir an evvel kitabı okumasını sağlamak. Çok beğendim çok sevdim, siz de bir an evvel okuyun cinsinden basit sözler söylemek de istiyorum aslında.
Kitap henüz yeni olduğu için içeriğinden de çok fazla bahsetmek istemiyorum ki yanlış bilgilendirme ve ön yargı oluşmasın diye. Ama çok genel anlamda konusundan bahsedebilirim.
27 Mayıs’tan 12 Eylül’e uzanan, Ankara’da başlayıp, bir ara İstanbul’a uğradıktan sonra Antalya’da sahilde bir köyde sona eren yolculuk, aşkla yoğrulmuş, iç konuşmalarla bezenmiş, kâh dönemin acıtan olaylarını, kâh cehaletin sinir bozucu yanlarını anlatıyor. Her zamanki gibi yazar bu yolculukta sizin için de bir bilet almış ve onunla seyahat etmenize olanak sağlıyor. Nedim Hoca’nın eşsiz bilgileriyle şaşırıyor, romanın kahramanı Muhsin’in kendiyle olan kavgalarını kendinizle özdeşleştiriyorsunuz.
Dedim ya sevgi, aşk, nefret, isyan, hayal kırıklığı, yenilgi velhasıl insana dair her duyguyu barındırıyor. Kendimi sorgulamama, bazen bir paragrafı ya da bir sayfayı okuduktan sonra kapatıp okuduklarım hakkında düşünmeme, bazen de adı geçen bir kitap, olay ya da bir kişi ile ilgili araştırma yapmama neden oldu.
Özetle bana çok şey kattı, okuyan herkesin de beğeneceğini umduğum; uzun yıllar okunacağına inandığım bir roman. Umarım okuyanlar da burada yorumlarını esirgemezler…
Popularity: 8% [?]
Etiketler : 12 eylül, 27 mayıs, bir gün tek başına, eleştiri, güven, kayıp romanlar, kitap, mavi karanlık, roman, son romanı, tek kişilik ölüm, vedat türkali, yalancı tanıklar kahvesi, yazar
































nuran
" 21 Nisan 2009, Salı "
Vedat Türkali’nin esşiz romanı “Bir gün Tek Başına”‘yı üniversite yıllarımda okumuş,günlerce romanın bende bıraktığı etkiyi taşımıştım üzerimde.Geceleri uykusuz kalarak elimden bırakamadığım “Yalancı Tanıklar Kahvesi” adlı son romanını da üniversite yıllarını çok gerilerde bırakmış bir zamanda okumuş olmakla beklemediğim bir geçmişe yolculuk kervanına bende katıldım sanırım.Romanın,neredeyse tümünü anımsadığım Ankara’da geçen mekanları,yaşanan ilişkiler,içinizde unuttuğunuzu sandığınız nice yoğunlukları yeniden açacak kadar (hatta bir sabah işe giderken kendinizi ağlıyor bulacak kadar) sahici bir dil ve anlatımla kaleme alınmış.Özellikle,yöresel dili vermesindeki başarısı kendimi bir anda o Akdeniz kasabasındaki insanların yanında hissetmeme neden oldu. Bence romanın gizli kahramanı Remziye Diizee’nin anneliğinde dünyadaki tüm şefkat duyguları gelip birleşmişti sanki.
Vedat Türkali’nin, romanında, solculuğu işlerken sloganist ve ajitatif bir dilden uzak durması aynı zamanda roman kahramanlarını konuştururken verdiği mesajı “daha derin okuma,daha çok düşünme”, beğendiğim bir diğer yanı oldu.
Kitap bittiğinde,dönüp dönüp bazı yerlerini tekrar okudum.
90 yaşındaki ustamıza buradan sevgilerimi yeniden sunuyorum…