TEM Otoyolunda Seyr ü Sefer II

Dün trafikteki maceralarımı anlatırken yazının çok uzun olduğunu farkedip ikiye bölmeye karar vermiştim. Dünkü TEM otoyolu kenarındaki bekleyişten sonra, bugün uyanınca şifayı iyiden iyiye kaptığımı farkettim. Bütün eklem yerlerimin ağrıdığı yetmiyormuş gibi, bir yandan öksürüp bir yandan da hapşırıklarla baş etmekten yazıyı bir türlü yazamadım.
Zaten okuyucuyu çok da fazla ilgilendirmeyen bu mevzuyu bir türlü tamamlayamamanın verdiği sinir bozucu hal ve hapşırma krizleri arasında tam bilgisayarın başına oturmuşken bir de bir sivrisinek musallat oldu. Gelip klavyenin üzerindeki elime konarak bana meydan okuyan sivrisineği ortadan kaldırmak için ellerimi havaya kaldırmış şaplaklar atarken, çıkardığım sesleri duyanlar bir düğünde keyiften kendimden geçip, müziksiz eğlendiğimi sanabilirlerdi. Sonunda sineği öldüremedim, ama galiba korkmuş ya da pes etmiş olacak ki, odamı usulca terkedip gitti.
Sözü uzatmadan kaldığım yerden devam edeyim de olsun bitsin. Dün sabahki hengameli yolculuğun ardından, akşam bindiğim bir başka çift katlı otobüste, ön koltuğun koridor tarafına oturdum. Cam kenarına geçmedim; çünkü şoförümüz kapının oraya çarptığını söyledi. Tam kurulmuş oturmuşken, kalkmak üzere olan otobüse hışımla iri kıyım bir kadın bindi. Otobüste bir sürü yer varken, hatta çok daha rahat ve geniş olmalarına karşın, gözlerini üzerime dikti. Başta yanımda boş duran ve kapının çarptığı yere niyetlendiğini düşündüm. Gayet iyi niyetle “oraya kapı çarpıyormuş” demeye kalmadan “Ben senin oturduğun yere oturmak istiyorum” demez mi? Ben “nasıl yani” diye gevelerken dikti gözlerini bana ısrarla “sen kalkacaksın, ben oturacağım” diye tutturdu.
Akşam akşam “bulduk belayı” diye düşünürken, “bir sürü yer var, ne demek sen kalk ben oturacağım” laflarımı dinlemeden başı dik, gözlerinden ateş çıkmış bir şekilde “oradan kalkacaksın, ben oturacağım” diye ısrarlı ve sinir bozucu bekleyişini devam ettirdi. İnat ettim otırtmayacaktım, üstelik bir sürü de boş yer vardı. “Bu nasıl bir mantık” diye düşünürken, kadın bir de beni hareket amirliğine şikayet etmekle tehdit etmez mi? Güler misin? Ağlar mısın? Yoksa bir yumruk indirip alnının çatısına akşam akşam başını belaya mı sokarsın? “Hareket amirliği de kimmiş, şikayet edersen et” diye bağırdım.
Aradan geçen birkaç dakika içinde sürekli aynı otobüse denk geldiğim için artık çok iyi tanıdığım ve zaman zaman sohbet ettiğimiz şoförün ve muavinin önünde gerçekleşen bu olaya hiç ses çıkarmadıklarını da farkedip içten içe de daha bir sinirleniyordum doğrusu. Bir ara göz göze geldiğimiz şoför bana eliyle çaktırmadan “Kalk oradan” diye işaret etti. “Bunda bir bit yeniği var ” diye düşünmeye başladım, olayın daha fazla büyümesini de istemiyordum ayrıca. Muavinin de bana kaş göz işaretleriyle bir şeyler anlatmaya çalıştığını görünce aklım başıma geldi. “Ya sabır” diyerek kalkıp karşı sol taraftaki şoför mahallinin arkasına geçtim.
Biraz Arapça anladığımı bilen Mardinli şoför, başladı benimle Arapça konuşmaya, ne dediğini anlıyordum; ama cevap veremiyordum. Kadın artık bu hatta tanınmış, her bindiğinde birinin tepesine dikilip “kalk, ben orada oturacağım” diyormuş. Hatta bazı yolculara saldırdığı bile olmuş, anlayacağınız akli dengesinde bir problem varmış. Hatta zaman zaman duruma müdahale eden şoförü de gidip her seferinde Hareket Amirliği’ne şikayet etmeyi alışkanlık haline getirmiş ve bizim zavallı şoförler durduk yere boyna ceza yiyorlarmış.
Baktığınız zaman akli dengesinde bir problem olduğuna dair hiçbir belirti göstermeyen kadından dayak yemekten son anda kurtulmuştum demek, diye düşünürken yan tarafta zaferini kutlarcasına kasım kasım kasılırken bir yandan da “Benim hakkımda konuşuyorsunuz”, “Hareket Amirliği’ne şikayet edeceğim” diyip duruyordu.
Hareket Amirliği’nin kadının şikayetini hemen dikkate alıp ceza yazması komedisine güleyim mi, kadın için üzüleyim mi diye düşünürken otobüse her şeyden habersiz binen bir yolcu kadınla yol boyu gayet güzel bir sohbet içerisine giren kadının, konuşurken gözlerinin içi gülüyor, aklı başında olmadığını gösterecek herhangi bir falso dahi vermiyordu.
Benim sabahtan beri otobüste yaşadıklarım yüzünden elimde boşu boşuna taşıdığım kitabı ne okuyacak halim kalmıştı ne de gözlerimi kapatıp dinlenecek isteğim. Hatta ne yalan söyleyeyim, yol boyunca “bu kadın şimdi ya benimle aynı durakta inerse” diye düşünmekten de kendimi alamadım. Kendi kendime “eğer aynı durakta inmeye kalkarsa ben bir sonraki durakta inerim” diye planlar bile yapmaya başladım.
Neyse ki benden bir iki durak önce inen kadının arkasından bütün otobüs eşrafı(?) başladılar konuşmaya. Kadın deliymiş, ne alakaysa, ama çok zenginmiş. Hatta bir gün yine aynı otobüste birinin cep telefonu çalındığında karakola otobüsü çekmek zorunda kalmışlar. Aarama yapacağını söyleyen polislerin karşısında başlamış soyunmaya “ne olur önce beni arayın” diye. Polis de resmen kaçarcasına inmiş otobüsten. Bunun gibi bir sürü hikaye dinlerken inmem gereken durağa gelince, kendimi otobüsten nasıl attım, eve nasıl girdim hiç bilmiyorum.
Beynim kazan gibi, sabahki rüzgarın etkisiyle hâlâ üşüyen ellerim ve ayaklarımı ısıtmanın bir yandan da rahatlamanın derdine düştüm. Bu kadar ıvır zıvır olayın yaşandığı bir güne dair de ıvır zıvır bir yazı yazmak yerinde olur diye düşündüm. Daha da diyecek başka bir şeyim olmadığı için de gereksiz bir ton safsatayla dolu bu yazıya burada son vermek en doğrusu olacak galiba.
Akıllı insanlarla karşılaşmanız dileğiyle, kalın akıl sağlığıyla…
Popularity: 6% [?]
Etiketler : akli dengesi bozuk, şoför, deli, kitap, otobüs, otoyol, TEM
































nikon
" 11 Nisan 2009, Cumartesi "
Yaşadıklarımızı yazmanın ve paylaşmanın güzel bir şey olduğuna kanaat getirdim. Herkesin bir hikayesi var. Kimisi böyle yollarda geçen kısa hikayeler, kimi de yaşadığımız hayatın uzunca olan yol hikayeleri. Gördüklerimiz ve yaşadıklarımızdan zihnimizde hikayeler çıkarmak ve paylaşmak çok güzel.
Bazen sokakta veya herhangi gittiğim bir yerde gördüğüm insanların yüzlerinde okuduğum hayat hikayeleri olur. Biz yazmasakta, gözlerimizden ve yüzümüzden hikayemizin okunabildiğini düşünürüm. İnsanlar bir yerlere yazıp not almasalar bile, yüzlerinde yazıyordur aslında.
…
Başınıza gelen olay münferit de olsa insana kısa bir an cehennemi yaşatabiliyor. Yaptığı terbiyesizlik bu kesin. Onun dışında bir de, size o an yaşattığı şeylerle iç dünyanızda oluşturduğu duyguların size acı çektirdiğini düşünemeyecek kadar da insanlıktan nasibini almamış bir yaratıktır bu tür insanlar. Bir insana toplum içinde yaptıklarıyla cehennemi yaşatmakta olduğunu anlamayan zalimliktedirler. Halbu ki, (bugün dejenere olduğuna inandığım) dinler bile insanlara “birbiriniz, kırmayınız, incitmeyiniz” diye telkinde bulunur.
O bayan size tatlı dille yaklaşsaydı, belki de isteyerek yerinizi verebilirdiniz. Ve sen bu acı tecrübeyi yaşamazdın. O da, kendisine lanet okutmazdı… (Siz lanet okumamış olsanız bile, en azından yazıyı okuyanlar “ne lanet kadınmış” demeleri de yeter).