TEM Otoyolunda Seyr ü Sefer I

Bazen öyle günler var ki, ne kadar çabalarsanız çabalayın aksilikler peşinizi bırakmıyor. İstediğiniz kadar dikkat edin, gününüzün problemsiz geçmesi için gayret sarfedin bir sürü olumsuzluk ardı ardına yaşanıyor.
Bu sabah her zamanki gibi alarm sesiyle uyanıp, hiç oyalanmadan yataktan kalktım. Bir önceki gün Obama’nın ziyareti sebebiyle okula gidememiÅŸtim, bu yüzden de bugün tam zamanında ve sorunsuzca okulda olmalıydım. Her sabahki gibi kahvemi içip, tam vaktinde otobüs durağına gittim. Gider gitmez de duraÄŸa gelen otobüse binip, yaklaşık bir buçuk saat sürecek otobüs yolculuÄŸu için en öndeki koltukta yerimi almıştım. Elimde heyecanla okuduÄŸum kitabım -Vedat Türkali’nin son romanı Yalancı Tanıklar Kahvesi; en kısa zamanda burada yer vereceÄŸim-, güler yüzlü otobüs ÅŸoförüyle yola koyulduk. Binen yolculara espiriler yapa yapa kullanmaya baÅŸladı ÅŸoförümüz otobüsü. Çift katlı belediye otobüsü giÅŸelerden paralı yola girince, yanımızdan geçen diÄŸer otoların kornoya basarak bir ÅŸeyleri iÅŸaret ettiÄŸini farkettik.
“Eyvah!” dedim kendi kendime, “Sakınan göze çöp batar.” Bir süre sonra otobüsten çıkan dumanların tamiri imkansız bir arızanın iÅŸareti olduÄŸunu anlayarak, bütün yolcular gibi ben de TEM otoyolunun kenarında makus kaderime boyun eÄŸmiÅŸ bir ÅŸekilde kara kara düşünmeye baÅŸladım. Bir sonraki otobüsün gelmesini umut etmekten baÅŸka çare yoktu, çünkü TEM otoyolundan taksi geçmesini beklemek, yeni yıla otoyolda girmek anlamına geliyordu. Åžoförümüzün hızlı telefon trafiÄŸinden yaklaşık yarım saat sonra, zaten tıka basa dolu olan baÅŸka bir çift katlı otobüs geldiÄŸinde, aslında hiç yapmadığım hindi dolmasını TEM’de yılbaşı partisi vererek yediÄŸimi hayal ettim.
Åžaka bir yana, elinde küçücük bebekleriyle bekleyen kadınlar, bastonları ellerinde hastaneden aldıkları randevuya yetiÅŸemeyeceÄŸini anlayan yaÅŸlı kadınların karamsarlığı, ellerindeki ders notlarına son bir defa bakarken, sınava giremeyeceklerini anlayan öğrencilerin korkularıyla hava bir anda gerginleÅŸti. Her geçen otobüse el etmeye çalışan ÅŸoförümüzün de saÄŸ kolu hafiften uzadı; arada “neden sefere çıkmadan önce aracı kontrol ettirmiyorsunuz?” diye azar iÅŸitirken de az evvelki güler yüzünden eser kalmayan biçare kaptanımız, aldığı akbil paralarının tamamını telefon faturasına yatıracağını düşünerek bir yandan da iç çekiyordu.
Tabii boş bir otobüsün garajdan gelip mağdur yolcuları almasını beklemek kadar ütopik bir düşünce içerisine girmedik bile. Yaklaşık 45 dakikalık bizi savura savura esen rüzgarın hışmında, geçen kamyonların gürültüsü altında derse geç kalacağımı anlamıştım. Elim mecburen telefona gitti ve okul idaresine durumu anlattıktan sonra, şehirler arası yoldan çıkışın çarelerini aramaya başladım. Evimin yakınındaki taksi durağından -daha doğrusu korsan taksi durağı- bir taksi çağırmaktan başka çarem yoktu. Telefon edince bin tane ahiret sorusuna maruz kaldıktan sonra, ceza kesmek için yalan uyduran bir trafik görevlisi olmadığım konusunda ikna olan taksici gelip beni almaya karar verdi.
Uzunca bir bekleyiÅŸin ardından gelen taksiye binmeden önce, ellerinde yeni doÄŸmuÅŸ bir bebekle bekleyen iki genç kadına da benimle birlikte gelmelerini teklif ettim. Derdim o küçücük bebeÄŸin üşümemesiydi; ama her ne hikmetse ben ısrar ettikçe sadece “TeÅŸekkürler gerek yok”, diyip duran bu iki kadını bir türlü ikna edemedim. Sonunda pes edip beni almaya gelen taksiye bindiÄŸimde, zaten sürekli seyahat ettiÄŸim için tanıdık olan taksi ÅŸoförüne bebekli kadınlardan bahseder bahsetmez “Türbanlı mıydılar?” diye sordu. Evet, türbanlıydılar. Benimse başımda saçımı saklayacak herhangi bir örtü yoktu. Bu yüzden benimle gelmeyi reddetmiÅŸ olabileceklerini söyledi. İlginç bir çıkarımdı, ancak sebep ne olursa olsun sonucu deÄŸiÅŸtirmiyordu. O soÄŸukta bebekleri ile tıklım tıklım bir otobüse binebilmek için, adeta çetin bir savaÅŸa giriÅŸmiÅŸlerdi.
Okula vardığımda, aceleyle bitmek üzere olan derse kan ter içinde girdiÄŸimde, kendi kendime “neyse maaşımın yirmide birini versem de okula varabildim” diye sevindim (buradan da okul ile evimin arasındaki mesafenin fazlalığı anlaşılmış oluyor).
Günün koşturmasının ardından, daha yeni kurtulduğum soğuk algınlığının nüksettiğini, sebebinin ise rüzgarda TEM otoyolunda bekleyişim olduğunu farkettiğimde iş işten geçmişti. Hapşırıklar, öksürükler derken akşam yine başka bir çift katlı otobüse, yine kitabımı okuyacak olmanın heyecanıyla bindim. Tam bir kotuğa kurulmuşken, bu sefer de başka bir sorunla yüz yüze gelmiştim.
Bu yazı çok uzadı, bu kadar uzun olacağını tahmin etmeden yazmaya baÅŸlamıştım. En iyisi okuyanları aslında çok da ilgilendirmeyen otobüs maceralarıma burada son verip, bir sonraki yazımda akÅŸamki yolculuÄŸumu anlatmak…
Popularity: 6% [?]
Etiketler : anı, günlük, macera, obama, okul, otobüs, otoyol, TEM































