Tanıdığım insanlara bakıyorum, her birine teker teker… İçlerinde gelecek kaygısı taşımayan neredeyse yok… Üstelik sadece uzak gelecek için, çocuklarının geleceği için değil endişeleri; çok yakın zamanlara dair korkuları var. Yarın, öbür gün, daha sonraki gün ürkütüyor onları; hepimizi…
Çok yakın bir geçmişte, öyle çok eski zamanlar değil, insanlar evlenir evlenmez çocuk yapar, ilk çocuğu diğerleri izler; [...]
Geleceğin bilinmezliğinde hayatımızı sürdürürken bir kitap geçmişe götürür, düşündürür; bazen isyana, bazen de içinizde küçük kıpırdanmalara sebep olur.
Yalancı Tanıklar Kahvesi, Vedat Türkali’nin son kitabı… Bir Gün Tek Başına, Güven, Mavi Karanlık, Tek Kişilik Ölüm, Kayıp Romanlar derken yine içime bazen hafif esintiler, bazen de kara kara bulutlar dolmasına neden olan bir kitap…
Kitabın çıktığını öğrendiğim andan [...]
Dün trafikteki maceralarımı anlatırken yazının çok uzun olduğunu farkedip ikiye bölmeye karar vermiştim. Dünkü TEM otoyolu kenarındaki bekleyişten sonra, bugün uyanınca şifayı iyiden iyiye kaptığımı farkettim. Bütün eklem yerlerimin ağrıdığı yetmiyormuş gibi, bir yandan öksürüp bir yandan da hapşırıklarla baş etmekten yazıyı bir türlü yazamadım.
Zaten okuyucuyu çok da fazla ilgilendirmeyen bu mevzuyu bir türlü tamamlayamamanın [...]
80 ihtilalinde çocuktum, ama izlerini bugün bile taşıyacak kadar etkilendim; milletçe etkilendik. Yollardan elma-armut gibi insanların toplandığı, sorgusuz sualsizce herkesin suçlu sayıldığı, insanların korku içerisinde içine kapanmasına neden olan bir dönemdi. Çok net hatırlamasam da gözümün önüne bazı kareler geliyor. Camdan baktığım zaman bomboş sokaklar, her nedense -psikolojik de olabilir- karanlık, kasvetli bir gökyüzü. TRT’de [...]
Eskilerimi özledim bugün. Eski oyuncaklarımı, eski kitaplarımı, eski elbiselerimi… Kuzenimin nasılsa uzar(!) diye kestiği, fakat hiçbir zaman uzamayan çirkin saçlı bebeğimi, annemin düşerim diye gönül rahatlığıyla sokakta binmeme izin vermediği, ince uzun balkonda bir ileri bir geri gidip geldiğim üç tekerlekli bisikletimi.
Karpuz kollu, yavruağzı renkli bir elbise şimdi gözlerimin önünde, bayramlığım, en büyük sevincim… Sabah [...]
Yüzüklerin Efendisi’ni yıllar önce okurken – ki daha filmi çekilmemişti; ancak bir sürü insanın elinde dolaşıyordu kitap o zamanlar- yaklaşık aynı şeyleri hissetmiştim. Hobbitler, Tolkien’in hayal dünyasında yarattığı bir ırktı ve insanların bu ırkı bu kadar çok sevmesinin en önemli sebeplerinden biri, bu ırkın içlerinde kötü niyet barındırmamaları, bir yöneticiye ihtiyaç duymayacak kadar birbirlerini sevmeleri, [...]
Koruyucu bir melek, gelip size bir şarkı söylese ve bu şarkıyla da hayatınız değişse nasıl olur? Şimdi “ne biçim bir cümle bu” demeyin. Hem bir melekten bahsediyorum, hem de şarkı söylüyor, diyorum; hayır henüz kafayı yemedim.
Cimriliğimden olsa gerek -normalde değilimdir-, %50 indirimde olan, adını sanını maalesef daha önce duymadığım bir yazarın, yine adını sanını bilmediğim [...]
Bir adam ki -adam demeye, insan demeye bin şahit lazım; bin değil, milyonlarcası da gelse yine de adam olduğuna, insan olduğuna inandıramaz beni- bu adam, denizin ortasında, İmralı’da mahkum, çok özel güvenlik sistemlerinin olduğu bu yerde tek başına tutuluyor. Kimden bahsettiğimi çok iyi biliyorsunuz…
Bu adam bu kadar özel güvenliklerle donatıldığı söylenen hapishanede örgüte hala talimatlar [...]