Milli Eğitmeme Politikası

Bir ülkenin gelişmesini ve ilerlemesini istiyorsanız ilk olarak eğitime yatırım yapmalısınız. Bunu ben söylemiyorum elbette, bütün dünyada bilinen bir gerçek bu.
KurtuluÅŸ Savaşı’nın en bunalımlı günlerinde düşmanın baskılarının son derece ÅŸiddetlendiÄŸi, ordumuzun Sakarya’ya kadar geri çekilmek zorunda kaldığı günlerde 16 Temmuz 1921′de Ankara’da Milli EÄŸitim Kongresi, o günkü adıyla “Maarif Kongresi” toplanmıştır. Yunan saldırılarının arttığı bu günlerde Atatürk kongrenin ertelenmesine izin vermemiÅŸ, eÄŸitimin ne kadar önemli olduÄŸunu göz ardı etmeyerek, kongrenin açılış konuÅŸmasını dahi kendisi yapmıştır. Bu açılış konuÅŸmasında Gazi, “Yüzyıllarca süren derin idarî ihmallerin devlet bünyesinde açtığı yaraları iyileÅŸtirme yolunda harcanacak çabaların en büyüğünü, hiç şüphesiz, irfan (bilgi ve kültür) yolunda kullanmalıyız.” demiÅŸ ve ÅŸu çok önemli sözleri sarfetmiÅŸtir: “Åžimdiye kadar izlenen öğretim ve eÄŸitim yöntemlerinin, milletimizin gerileme tarihinde, en önemli etken olduÄŸu kanısındayım.”
Bugün ne yapıyoruz peki? IMF istediÄŸi için 2009 bütçesinde Milli EÄŸitim Bakanlığı yatırımlarından 248 milyon lira kesinti yapılmış. Bugün 200 bin öğretmen adayı atamalarının yapılması için beklerken, Türkiye genelinde 140 binden fazla öğretmen açığı varken, yani dersler boÅŸ geçerken ya da İngilizce dersine din öğretmeni, matematik dersine beden öğretmeni girerken Hüseyin Çelik bir açıklama yapmış ve demiÅŸ ki: “Ben istesem bile 100 bin öğretmeni iÅŸe alamam. Ayrılan bütçe müsait deÄŸil.”
Peki o halde sormazlar mı, “EÄŸitime ayrılan bütçeden tam 248 milyon lira kesinti yapılırken neden sesinizi çıkarmadınız?” diye. Sorulmaz tabii ki, onun yerine baÅŸka ÅŸeyler konuÅŸulur. Seçim arifesinde bedava dağıtılan kömürlerden, Davos’taki kahramanlık gösterisinden konuÅŸulur. Dinî ve millî duygulardan dem vurulur. Ama eÄŸitim es geçilir, unutturulur. EÄŸitimli insan sayısı bir ülkede ne kadar çok artarsa, sorgulayan, araÅŸtıran, gerçekleri gören ve duruma itiraz eden birey sayısı da o kadar fazla olur. Hiçbir iktidarın da iÅŸine gelmez bu durum. İki süslü lafa kanan, iki kilo baklagille avunan, gözleri kapalı, nereye çeksen oraya gelen halk, iktidarın iÅŸini kolaylaÅŸtırır. Bizim insanımız da iki sahte kahramanlık gösterisine alkış tutar.
Bir de seçim öncesinde verilmiÅŸ fakat tutulmayan vaatler var ki, bunun hepsini unutmuÅŸa benziyor Recep Tayyip ErdoÄŸan. BaÅŸbakan olmadan önceki bir konuÅŸmasında ÅŸu sözleri sarfetmiÅŸti: “Bir sürü öğretmen atanmak için bekliyor, iktidar olduÄŸumuzda KPSS’yi kaldıracağız. KPSS de neymiÅŸ. Okullarımızda öğretmen yok, bütün açık kadroları dolduracağız.”
Aradan geçen bunca yıla raÄŸmen neden hala öğretmenler KPSS denen illet sınava griyorlar? Bunca yıl bunun eÄŸitimini aldıktan sonra, neden tekrar sınava hazırlanmak zorunda bırakılıyor öğretmenler? Ya üniversitelerdeki eÄŸitime güvenilmiyor ya da bunun altında baÅŸka bir ÅŸey var. Üniversiteye sınavla giriyorsunuz, mezun olana kadar yine bir sürü sınava tabi tutuluyorsunuz, elinize diploma veriliyor. Bu “artık öğretmenlik yapabilirsiniz, buna hak kazandınız” demek olmuyor mu?
Aslında tüm bunların cevabını çok iyi biliyoruz, bildiÄŸimiz cevaplarla birlikte oturup beklemek zorunda bırakılıyoruz. KadrolaÅŸma hat safhada, okul müdürlerinin birçoÄŸu din öğretmenliÄŸinden gelmiÅŸ. Geride kalan muhalif, sesini çıkarabilen birkaç müdür de ya sürülmüş baÅŸka okullara ya da sindirilmiÅŸ. Haftada bir soruÅŸturmalarla bunaltılmış, bir çoÄŸu da pes edip görevlerinden ayrılmış, emekli olmuÅŸ ya da ayrılmak zorunda bırakılmış. Gerisini siz düşünün artık…
Popularity: 20% [?]
Etiketler : Atatürk, İngilizce, öğretmen, başbakan, bütçe, beden eğitimi, din, eğitim, hüseyin çelik, IMF, KPSS, kurtuluş savaşı, maarif kongresi, müdür, milli eğitim, milli eğitim bakanı, milli eğitim bakanlığı, milli eğitim kongresi, milli mücadele dönemi, mustafa kemal atatürk, okul, ordu, Recep Tayyip Erdoğan
































