Merak İnsanı Öldürür!

Beyoğlu’nda sokak aralarında çay içmek keyiflidir. Hele de yorgunsanız en güzel ilaçtır o tahta masalarda oturup bir yandan geleni gideni seyretmek, diğer yandan çayınızı yudumlamak. İşte bugün ben de yorgunluğumu gidermek için Mis sokakta bir kahvede çay içiyordum. Hemen yan masada oturan birkaç orta yaşlı adam ister ister istemez dikkatimi çekti. Her geçeni tanıyorlar, herkesle selamlaşıyorlardı. Yanımda oturan yeğenimle birbirimize şaşkın bir ifadeyle bakıp gülüştük. Tamam tanıdıkların olur da bu kadar mı olur be kardeşim. Adamların saçları beyazlamış, bir tanesinin dökülmeye yüz tutmuştu. İçimden “anlaşıldı bu saçlar buralarda bu hale gelmiş.” dedim.
Yanlarına gelen ufak tefek bir kızcağızla önce bayağı bir sohbet ettiler. “Aman da sen görmeyeli ne kadar büyümüşsün, sana bir iş bulalım” derken, oturduğumuz kahvenin çalışanına seslenip: “Süleyman! Bu kızı buraya çalışması için alsana. Bak haftada 100 kağıt verirsin!” diye de teklifte bulundular. Ancak bizim çelimsiz kız, “Hayır 100 olmaz 120 isterim diye tutturdu.”
Olan biteni gülümser yüzlerle seyrederken, adamlardan biri yanında taşıdığı kocaman poşetlerden bir kitap çıkardı ve diğer adam için imzalamaya başladı. Bu arada imza faslı da oldukça uzun sürdü. Şimdi diyeceksiniz ki, sizin hiç konuşacak ya da yapacak bir şeyiniz yok muydu da, adamları seyre daldınız? Söyleyeyim, açıkçası biraz yorgundum ve konuşmaya pek mecalim yoktu; üstelik masalar birbirine o kadar yakın ve adamlar o kadar gürültüyle konuşuyorlardı ki dinlemeden duramadık doğrusu.
Her neyse, imza faslı bittiğinde kitabın kapağı kapandı. Ben meraktan ölmüş bir vaziyette her zaman olduğu gibi kitabın adını okumak için, çaktırmadan kendimi paraladım. Aslında bu çok sık yaptığım bir şeydir; birinin elinde bir kitap görmeyeyim, muhakkak ismini okumak, hangi kitap olduğunu anlamak zorunda hissederim kendimi. Hele de daha önce duymadığım bir kitap adıysa bugün yaptığım gibi gelir araştırırım evde.
Tabii ki yine aynısını yaptım ve adını sadece okuyabildiğim kitabı hemen gelir gelmez internette buldum. Kitabın adı “Fikriye/Çankaya’nın Duvaksız Gelini” idi. Yazarı ise Halil İbrahim Özcan. Tabii ki hepimizin tahmin ettiği konuda yazılmış bir kitap. Fikriye’nin Atatürk’e duyduğu aşk ve ölümü ardındaki sır.
Doğrusu Atatürk’le ilgili yazılan her şeyi okumayı sevmem; çünkü çok atıp tutan olur. Bazı insanlar sansasyonel şeyler uydurmayı severler Atatürk hakkında. Tabii ki daha elime alıp inceleme fırsatı bulmadım; ancak umarım okumaya değer bir kitaptır da, şöyle ağız tadıyla bu yaz alıp da güzel güzel okuruz. Bu arada orada şamata yapan adamlardan birtanesinin de yazar Halil İbrahim Özcan olduğunu sanırım anladınız.
Tabii ki günün devamında ne olduğunu anlatıp da sizi sıkmak niyetinde değilim. Öylesine sıradan bir gündü aslında.
Popularity: 7% [?]
Etiketler : Atatürk, çay, ilaç, kitap, tıp































