Makam Sen Nelere Kadirsin!
Geçmişinde atıp tutan rengini çok güzel belli eden, şimdiyse demokrat olduğunu iddia eden siyasetçilerle doldu etrafımız. Üstelik halkın birçoğunun da bu sahte değişimlere inanması çok acı doğrusu. Bir zamanlar birilerinin eteklerinin altında oturup fotoğraf çektirenler bugün laikliği benimsemiş, Atatürkçü görünümleriyle nasıl da caka satıyorlar.
Ancak sorsanız insanlara bu kişilerin değiştiğini, geçmişteki bu hareketlerinin onların gençliğine verilmesi gerektiğini söylerler. Ya da tam tersini düşünelim dünün solcusu bugünün en sağ partisinde hangi amaçla yer alıyor dersiniz? Kendisine sorsanız “asla koltuk sevdasıyla alakası yok” der. Peki, ilk bahsettiğim kişilikle ikincisi arasında ne fark var? Bana göre hiç fark yok.
Geçen gün bir yerlerde okuduğum Atatürk’le ilgili bir yazıyı hatırladım. Yaşanmış ve bugüne adapte edebileceğimiz bir olay. Paylaşmak istiyorum.
Cumhuriyet’in ilk yılları; Gazi devlet meseleleri sebebiyle il il dolaşıyor. Bingöl’de biriyle tanıştırıyorlar onu. Upuzun göbeğine inen sakalları var adamın. Atatürk yaverine bu kişinin kim olduğunu soruyor. Yaveri de Şıh olduğunu, sözü geçen, birçok çevrede sayılan biri olduğunu söylüyor. Atatürk, Şıh denen bu kişiyi yanına çağırıyor ve ona “her şey iyi hoş da sakalın çok fazla uzun; en azından peygamberimizinki kadar olsa” diyerek boynunun altını hiza olarak gösteriyor. Şıh, “tamam” diyor ve yanından çekiliyor.
Aradan bir zaman geçiyor ve Atatürk Şıh’ın sakalını kesip kesmediğini merak ediyor. Araştırılınca sakalını kesmek bir yana, bunun lafını bile ettirmediğini öğreniyor.

Atatürk durumu öğrenince alıyor eline kalem ve kağıdı bir yazı yazıyor. Etraftakiler merak ediyor; ancak seslerini çıkarmıyorlar. Bir müddet sonra Şıh, Ankara’ya Atatürk’ün huzuruna geliyor. Sinekkaydı tıraş olmuş, üzerinde takım elbise. Bir süre Atatürk’le konuştuktan sonra gidiyor.
Herkes adamın durumuna şaşırıyor; bir parça boyunu kısaltmadığı sakalını tamamen kesmiş, üstündeki şalvarı çıkarıp takım elbise giymiş haline şaşkınlıkla bakıyorlar. Dayanamayıp Ata’ya soruyorlar:
“Paşam, nasıl oldu da sakalını tamamen kesti bu adam?” diye.
Atatürk diyor ki “ Baktım ki sakalını kesmeyecek valiliğe bir yazı yazdım ve o kişiyi Van valisi olarak atamalarını istedim. Sakalını kesip, takım elbiselerle geldi. Çünkü işin ucunda makam vardı. Ancak geldikten sonra ona dedim ki ‘Makam uğruna ideallerinden vazgeçmişsin; yarın ya başka şeyler için makamından vazgeçersen eğer? Bu görev sana uygun değil.’ Bunun üzerine de gitti.”
Yaşanan bu olay karşısında oradaki insanların tepkilerini kestirebiliyorum doğrusu; ancak her geçen gün olduğu gibi Ata’ya hayranlığım bu olayı öğrendikten sonra bir kat daha arttı. Ayrıca yazımın başında bahsettiğim günümüz siyasetçilerinin tavrını hatırlattı bana. Siz ne dersiniz bilemem…
Etiketler : Atatürk, şeyh, kılık-kıyafet, laiklik, makam, sakal, siyaset, sol


























esra
" 4 Aralık 2007, Salı "
Aslında işin daha komik yanı bir insan bu kadar keskin virajlar alıyorsa hayatında bu virajlar o insanın psikolojisini etkilemez mi?
Bu tarz değişimler gömleği değiştirdik gibi bir açıklamayla geçiştirilebilir mi? Neden değiştirildi o gömlek, eski gömleğin sorunu neydi gibi soruların cevabının verilmesi gerekmez mi?
PEki bu insana hangi kesim inanır? Eski gömleğin taraftarları mı yoksa yeni gömleğin taraftarları mı? Yeni gömleğin tarafı olanlar kuşkuyla yaklaşıyor doğal olarak ama eski gömlekçiler hala peşinde… Bu neyi açıklar eskiye verilmiş sözler olabilir mi? Yoksa o gömleği toplu olarak mı değiştirdiler:)))))