Güzelim O Halde Akıllı Olmama Gerek Yok!!!

Hepsi gencecik, kimi üniversitede okuyor, kimi hala öğrenci, kimiyse yeni liseyi bitirmiş uzun boylu, 90-60-90 ölçülerinde sarışın, esmer, kızıl saçlı kızlar… Manken edasında katıldıkları programda, pek bir gururla oturmaktalar. Karşı tarafta ise tiplerine bakılmaksızın yarışmaya alınmış hepsi üniversite mezunu ya da üniversitede okuyan, IQ’ları oldukça yüksek, akıllı genç erkekler… Hangi programdan bahsettiğimi anladınız sanırım; anlamayanlar ve programı izlemedikleri için bana göre şanslı olanlar için söyleyeyim; “Güzel ve Dahi” adlı yeni yarışma programı.
Bizim manken tipli genç kızlarımız, sırasıyla çıkan akıllı erkekleri seçecekler ve partner olacaklar. Gelgelelim bizim güzel kızlar, çıkan hiçbir erkeği beğenmiyor, burun kıvırıyorlar; sonunda güç bela birini seçiyorlar ve eşleşiyorlar. Eşleşme sonrasında çiftler, bilmem kaç hafta boyunca malikane gibi süper lüks bir evde yaşayacaklar. Kızlar, erkeklere sosyal hayata dair şeyleri öğretecekler; örneğin, dans etmek, erkekler ise kızları akıl yönünden eğitecekler.
Tesadüfen seyretmeye başladığım sözde yarışma programı, aslına bakarsanız seyretmeye değer bir program hiç değil; ancak program öyle bir hal aldı ki içim acıya acıya, saya söve seyrettim doğrusu.
Ülkenin durumundan, gençlerin gidişatından hep şikayet edip duruyorum şu sıralar; gençlerin olan biten her şeyden bihaber yaşadığından şikayet ediyorum. Ancak ne yalan söyleyeyim durumun bu kadar da içler acısı olduğunu doğrusu hiç fark etmemiştim. Partnerler seçildikten sonra kızlara üç- dört sorudan oluşan ufak çaplı bir yarışma yapıldı. Çok basit bir matematik, coğrafya ya da tarih sorusu ve ardından ünlü şahsiyetlerin resimleri gösterilerek adlarının söylenmesi ve bu kişi hakkında da on beş saniye konuşulması istendi.
Şimdi size kızlara sorulan sorulardan ve verilen cevaplardan bahsedeceğim; ancak hatırladıkça izlediğim akşamki gibi ifrit olmaya başladım bile.

Bir tarih sorusu “Cumhuriyetimiz kaç yılında ilan edilmiştir?”; cevap doğru geldi hayretler içindeyim: 1923. İkinci soru; “O halde cumhuriyetimiz kaç yaşında?”. Kız düşündükçe düşünüyor, hesap yapıyor işin içinden çıkamıyor, kızarıyor bozarıyor. Stüdyodan ve sunucudan gelen yardımlar sonucunda bu çok zor matematik işlemi nihayet sonuçlanıyor; cevap: 84, derin bir ohhh!
Bunun gibi basit sorularda çuvallayan kızlar, ünlü resimlerinde tam anlamıyla bir rezalet tablosu çiziyorlar. Resimlerde kimler mi var? Bülent Ecevit, Kenan Evren, Adolf Hitler, Elvis Presley, Tansu Çiller, Yılmaz Güney ve Semra Özal vs…
Bu isimleri bilmek için çok fazla okumak, araştırma yapmak veya dahi olmak gerekmiyor sanırım. Ancak cevaplar birçok insan için çok komikken benim için oldukça acı oldu. George Bush’u ekranda görünce kızlardan biri kendine göre doğru olan cevabı verdi: Clinton Bush(!)
Semra Özal için, “Eşi de sanırım ünlüydü; fakat şu an adını hatırlamıyorum eşinin(?)”; Elvis Presley için, “Tanımıyorum; ancak Eurovision’da birinci gelmişti sanırım.” dendi. Yine gelen kopyalarla adını söylerken ağzından Örls Pörslü gibi abuk sabuk bir şey çıktı. Bir başka yarışmacı kız, Ahmet Necdet Sezer’in ismini yarım yamalak söyledikten sonra, mesleği için zor bela siyasetçi diyebildi; Cumhurbaşkanı diyebilmek için kopyaları alıp, göbeğini çatlattı.
Kenan Evren’in resmine bön bön bakan bir başka tip, sunucunun “isminin başı Ke” demesiyle Kenan Evren’in adını Candy sandı.
Adolf Hitler’i görüp de şımarık bir ses tonuyla “tanımıyorum!!!” diyen bir başka kız da aldığı kopyalarla ismini nihayet şu şekilde söyleyiverdi: Abors Hibni(!?) Bu arada kızlar sorulara doğru yanıtlar veremedikçe masanın üzerine çıkartılıp, birer meta yerine konduklarını anlamadan bir güzel de oynatıldılar ceza olarak…

Aslına bakarsanız o kadar çok anlatılacak şey var ki; çok uzun sürecek, okuyanlar bayılacak, ben anlatırken daha bir verem olacağım vs… Peki kime kızmalı bu durumda? Ailelere mi; çocuklarını yetiştirdiklerini sanıp da onları birer akıl yoksunu süs bebekleri yaptıkları için? Medyaya mı; gurur duyulacak bir şeymiş gibi böyle bir rezilliği sergiledikleri ve buna çanak tuttukları için? RTÜK’e mi; yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayıp her şeyi yasaklayıp böyle bir rezilliği görmezden geldikleri için? Yıllar öncesine gidip, devleti mi; apolitik, boş, vurdumduymaz gençlerin yetişmesi için ellerinden geleni ardına koymadıkları için? Eğitim sistemini mi? Gençleri mi? Kimi?
Ve birileri çıkıp da bu rezilliğe dur diyecek mi artık? Yayın kalitesi düştükçe nasıl bir neslin geldiğini görmeyen ya da gören ve zaten istedikleri olduğu için de bundan gurur duyan medya; acaba hiç suçluluk hissediyor mu bu konuda? Peki, programın sunucusu, yılların tiyatrocusu, Nejat Uygur gibi bir ustanın, bir yaşayan devin oğlu olan Behzat Uygur böyle bir rezilliğe alet olmayı nasıl kendisine yediriyor, merak ediyorum. Aslında merak ettiğim daha çok şey var; ancak sanırım sözün bittiği yer de burası işte…
Popularity: 25% [?]
Etiketler : araştırma, güzel, güzel ve dahi, genç kız, kan, kenan evren, medya, siyaset, tv
































JerenCe
" 11 Temmuz 2007, Çarşamba "
Bence kızacak biri yada birilerini aramaya gerek yokki, suçlu hepimiziz. Bu tür yarışmalar hep vardı varolacakta. Bizler onları izleyerek reytinglerine reyting katmasaydık, cep telefonlarına uzanıp 3340 mehtap V.S oy vermeyesdik ( asla yapmadım) bu gün suçlu kim diye aramaya gerek kalmıyacaktı. Malesef artık vitrin, mağazanın içinden daha önemli, içi boş olsada vitrin gösterişli olacakkı değer kazansın,prim yapsın.