Çocukluğumuzun Ağlak Günleri

Küçükken kitap okumaya -bilmem bilir misiniz?- Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarıyla başladım. Birileri alırdı ben de okurdum; daha ilkokula falan gidiyordum o sıralar. Bütün kitapları “görmeyen yavrular”, “öksüz çocuklar”, “üvey anne eziyeti çeken zavallı yavrucaklar” üzerineydi. Kitapların kapağında hep ağlayan ya da bir köşede zavallı bakışlarıyla duran bir çocuk vardı. Yıllarca Kemallettin Tuğcu’nun bütün kitaplarını neredeyse okudum.
Biraz daha büyüyüp de ortaokul çağlarına geldiğimde Çalıkuşu, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu gibi yine iç acıtan romanlar okumaya devam ettim. O dönemlerde televizyon da aşağı kalır vaziyette değildi doğrusu. Verem olup –ki o dönemde ince hastalık demek daha doğruydu- yataklara düşen kadınlar, aşkından yollara düşüp bir şekilde kör olan adamlar, bir yanlış anlama yüzünden ayrılıp acı çeken çiftler ve bu yüzden annesiz ve babasız büyüyen zavallı- ama bir o kadar da bilmiş- yavrucaklar…
Örnekleri çoğaltmak mümkün, herkes çok iyi bilir bu filmleri. Genelde mutlu sonla bitse bile bir kere içimiz acımıştır. Peki ya bize çocuk şarkısı diye dinletip de ezberlettikleri, bizi tam anlamıyla dert sahibi yapan çocuk şarkıları? En güzel örnek de şu an aklıma gelen “orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür…” ne kadar da acıklı ve yanık bir ses tonuyla söylenirdi.
Daha bitmedi tabii. Kamyon camlarına yapıştırılan ve daha başka her yerde karşımıza çıkan meşhur “ağlayan çocuk” posterine ne demeli? Nereye baksak karşımızda görüp de vah yazık! dediğimiz çocuk hani.
Bütün bunları anlatmamın sebebi şu; hep iç acıtan hikayeler ve filmlerle büyüdük. En azından benim jenerasyon öyleydi ve şimdi bakıyorum da milletin güldüğü birçok şey sanırım o günlerin etkisiyle olacak benim içimi acıtabiliyor. Şimdiki nesle bakıyorum bir de gümbür gümbür geliyorlar. Çünkü kendilerine güvenleri tam olacak şekilde yetiştirilip, en azından Kemalettin Tuğcu tarzı kitapları okumadılar. Ya da az evvel bahsettiğim ağlayan çocuğu kamyon arkalarında görmediler.
Bu arada yeni neslin bu kadar da vurdumduymaz olması, her şeye gülüp geçmesi konusunda da bir iki şey söyleyeceğim tabii ki. Yine bilinçli olarak yapıldığına inandığım apolitik bir gençlik var karşımızda. Çevrelerinde olup biten birçok şeyden habersiz, “bana ne!” diyen; Mc Donalds’ta, Starbucks’larda vakit geçiren öz kültürlerini bilmeden yaşayıp giden bir gençlik. Anlaşılan bu gidişle ikisinin ortasını bulamayacağız…
Popularity: 7% [?]
Etiketler : gençlik, kan, kitap
































yorumist
" 21 Mayıs 2007, Pazartesi "
kendi kültürlerini bilmeseler ona da lafım yok, odun kadar tangır tungur ve kültürsüzler. Çok sağlam çocuklar da var, onlar da arada harcanıp gidiyor