Çocuklar Öldürülmesin, Şeker de Yiyebilsinler

Bir gün dünya yok olacaksa eÄŸer, sorumlusu ne hep hayalini kurduÄŸumuz uzaylı istilaları olacak, ne de kader kısmet meseleleri… Hep birlikte el ele verip biz insanlar kendi sonumuzu hazırlıyoruz. Hem de çok çirkin bir bitiÅŸ olacak bu…
Beni sakın karamsar ya da bugün tersinden kalkmış olarak düşünmeyin; ancak gözlerimizi açıp etrafımıza dikkatlice baktığımızda göreceğimiz karanlık gerçekler var. Hırs, intikam duygusu, tek ve en güçlü olma isteği, dünyaya hakimiyet kurma ve kendini kanıtlama düşüncesi gezegenimizin direncini bir gün mutlaka kıracak. Bugün hayvan nesillerinin birer birer yok olmaya yüz tuttuğu, kaynakların gözle görülür derecede azaldığı bir gerçek. Peki tüm bunların olması, önüne geçemediğimiz, evrenin periyodik döngüleri mi sadece? Yoksa tükenmez sandığımız kaynakları har vurup harman savurmamız, gelişen teknolojinin çevreye verdiği zararlar ve doymak bilmeyen, sürekli olarak tüketip, gelecek nesilleri hiçe sayan egolarımızın bunda hiç suçu yok mu?
YaklaÅŸan tehlikeyi bilim adamları her gün yayın organlarında, panellerinde anlatmaya çalışırlarken; “daha çok var” diye diye, hızlandırdığımız o geri dönüşü olmayan sonun çok yaklaÅŸtığını hâlâ neden farketmiyoruz?..
Bahsetmek istediÄŸim yalnızca küresel ısınma ve sonuçları deÄŸil; daha endiÅŸe verici olan yok etme arzumuz. Kuzey Kore’nin nükleer bomba denemesi, tüm bunları düşünmeme neden oldu. Devletlerin, daha doÄŸrusu devlet baÅŸkanlarının izlediÄŸi politikalar, daha kaç masum insanı, daha yürümeye ve konuÅŸmaya baÅŸlamamamış kaç bebeÄŸi canından edecek; doÄŸmamış çocukların bile yıllar sonraki kaderini deÄŸiÅŸtirecek?
HiroÅŸima ve Nagazaki’de patlayan atom bombalarının is kokuları henüz burnumuzdan gitmedi. O kıyametin sesi hâlâ kulaklarımızda çınlıyor ve hâlâ Japonya’da çocuklar iki baÅŸlı, üç ayaklı, gözleri karınlarında doÄŸuyor. O topraklarda hâlâ ot bitmiyor. GözyaÅŸları kurumadı birçok insanın ve kurumasına da imkan yok… Sel olup akmış gözyaÅŸlarına yenilerini eklemenin, bitmez tükenmez acı tohumları ekmenin anlamı yok. Atılan bombaların hiçbir zaman haklı gerekçesi olamaz, sebep ne olursa olsun, o bombalar nereye atılırsa atılsın insanların yüreklerine düşecektir.
Yerin bilmem kaç kilometre derinliÄŸinde patlatılan bu deneysel bomba bile bu kadar büyük bir sarsıntıya neden oluyorsa, yüzeye çıktığında nelere mâl olacak kimbilir… Üstelik deneysel olarak atılmış, kilometrelerce derinlikteki bu bombanın ÅŸu an için dünyaya bir zarar vermediÄŸini söyleyen hiç kimseye de inanmam doÄŸrusu… Evrenin iÅŸleyiÅŸine edilen müdahalelerin daha sonra bir ÅŸekilde geri döneceÄŸinden adım gibi eminim, bunu anlayabilmek için de uzman olmaya gerek yok sanırım.
Dünyanın “Bücür Diktatör” dediÄŸi Kuzey Kore’nin baÅŸkanı çok daha baÅŸka yakıştırmaları hak ediyormuÅŸ doÄŸrusu, bunu anladım… Åžimdi zihnimde parça parça görüntüler beliriyor, aÄŸlayan çocuklar, havalarda uçuÅŸan kollar, bacaklar, çoraklaÅŸmış, yerle bir olmuÅŸ arazi parçaları, yıkılmış evler, yanmış cesetler… Hangi gerekçe böyle bir sonucu haklı çıkarabilir? Hangi sebep insanların canavarlaÅŸmasını mazur kılabilir? Hangi insan bu ÅŸekilde ölmeyi hak edebilir?
Popularity: 5% [?]
Etiketler : atom bombası, şiir, ölü, ölü çocuklar, başkan, bücür diktatör, deney, Hiroşima, kız çocuğu, küresel ısınma, kuzey kore, Nagazaki, nazım hikmet, nükleer deneme, resim, sarsıntı





































Serkan Özçalık
" 28 Mayıs 2009, Perşembe "
Kuzey koreli diktatör’ün emri ile yapılan insanlık adına esefle kınanacak bu deneyden sonra. Anlaşılıyorki yakın gelecekte HiroÅŸima ve Nagazaki’de olanları katlayan nice felaketler göreceÄŸiz…