Bloglar Arası Temaşa

Yıllar önce ilk bloglar açıldığında insanlar, blog dediğin de neymiş, ne işe yarar, bloglardan bir iş çıkmaz yorumları yapıyorlardı. Bugün nereye baksanız karşınıza bir blog çıkıyor. Hem de kaliteli, bol içerikli adeta insanları bağımlı hale getiren bloglar var. Benim de her gün düzenli olarak ziyaret ettiğim, yeni yazılarını merakla beklediğim blog siteler var.
Bunun yanı sıra bazı bloglarda sadece gün içinde yaşadıklarını anlatanlar, bloglarını günlük olarak kullananlar var. Aslına bakarsanız gün içinde yaşadıkları her şeyi yazan insanların bloglarını çok fazla takip etmiyorum. Zaman zaman baktığım oluyor tabii ki; ancak bilmem kim acaba bugün ne yaşamış, diye düşünüp düzenli olarak okumuyorum. Başlığı ilginç gelirse bir göz atıyorum sadece.

Bazı insanlar da bloglarını birilerine bir şey anlatmak amacıyla kullanıyor ki bu genelde iğnelemek, yüzüne karşı diyemediklerini yazarak ifade etmek şeklinde oluyor. Yazılarında isim kullanmıyorlar bu kişiler, direkt olarak “Ahmet sana söylüyorum” demiyor da bin dereden su getirerek aslında Ahmet’e ya da Mehmet’e laf sokma derdinde olduğunu hissettiriyorlar. Sonra ne mi oluyor, bu bloglardaki yazıları okuduğunuz zaman, acaba bu sefer kime ne demek istemiş, diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Açıkçası beni sıkıyor bu tarz yazılar.
Blog yazarlarının bazıları kategori anlamında çok seçici; örneğin sadece teknik konularda yazı yazan blogcular var-bkz: Adonis-, yalnızca sağlık alanında ya da sırf film eleştirileri yapanlar, edebiyatla ilgili yazanlar…
Bir de öyle bloglar var ki film yorumlarından, teknolojik alandaki haberlere, gezip gördüğü yerlere, izlediği bir habere karşı duyduğu tepkiye kadar her şeye yer var buralarda. İşte onlar bana ayrı bir tad veriyor. Bilgisayarımı açar açmaz, acaba bugün yeni yazılar var mı, diye önce bu bloglara bakıyorum. Birkaç gün yazmaya ara verseler kendimi bir boşluğa düşmüş gibi hissediyorum. Tıpkı sevdiğiniz bir kitabı okurken bir sonraki sayfada ne olacağını merak edercesine bir sonraki yazılarını bekliyorsunuz. Yoklukları hemen belli ediyor kendilerini. Buraya aslında bir sürü blog ismi yazabilirim; ancak hemen aklıma gelen birkaç tanesine yer vereceğim, tabii ki bunlar en sıkı takip ettiğim bloglar aynı zamanda. Blog dünyasında hemen hemen herkesin tanıdığı fikir atölyesi, wolkanca ve sesebian bunların başında geliyor. Özellikle wolkanca’nın dün yazmış olduğu bir yazı çok ilgimi çekti. Oldukça anlamlı ve çok işe yarar bir yazı. 1919′dan 2007′ye kadar tüm gazete manşetleri adlı yazıda pdf formatında bu tarihler arasındaki gazete başlıkları yer alıyor.
İnternette yapacak bir şey bulamıyorum, çok sıkılıyorum diyenlere tavsiyem blogları takip etmeleri, bir süre sonra blog takibi yapmaktan başka şey yapmaya fırsatları kalacak mı bilmiyorum; ancak bloglar önemli haber portallarını bile bu aralar geride bırakmış durumdalar. Benden söylemesi…
Not: Başlığımda kullandığım temaşa kelimesine takılıp kalmayın; zira TDK’ya göre temaşa kelimesinin anlamı “Hoşlanarak bakma, seyretme” anlamına gelmektedir. Burada hoşlanarak bakılan her ne kadar sevgiliymiş gibi düşünülse de hayatımızda bloglar o kadar fazla yer etti ki bazen sevgilimizden çok bloglarımıza zaman ayırmıyor muyuz? Bu arada bir başka blog yazısı aklıma düştü şimdi. Bu yazıda blog yüzünden evde huzursuzluk yaşayanlara bir tavsiyede bulunulmuş ve denmiş ki “ev ahalisine de blog açın bu dertten kurtulun”, yazının ayrıntılarını merak ediyorsanız buyrun buradan yakın
Popularity: 7% [?]
Etiketler : adonis, blog, fikir atölyesi, güncel, iğneleme, internet, popüler bloglar, sesebian, TDK, teknoloji, temaşa, wolkanca
































Yavuz Nural
" 10 Kasım 2008, Pazartesi "
Merhaba,
Bugün şans eseri sitenizi gezme fırsatı buldum. Yapılışı,haberlerin kalitesi olarak ilgimi çekti. Bununla birlikte en çok hoşuma giden ise başkalarının aksine sizin kendi yorumlarınızı eklemnizdi.
Paylaşımlarınız için teşekkürler.